"Terör Saldırısı" sonrasında, "Yinelenmesi nasıl önlenmeli?"ye kafa yorulmakta. Kimi önlemler de hızla alınmakta. daha alınacaklar da sayılmakta...
Ancak, devletin yapısal bir sorun yaşadığı saptaması, alınan önlemlerde etkili görünmekte.
Söz gelimi, "Orduya sızmaları" önlemek üzere, "Ordunun yeniden yapılandırılması, komutanlıkların bağlantılarının yeniden düzenlenmesi, askeri okulların kaldırılması..." gibi önlemler üzerinde sanki bir görüşbirliği varmışcasına adımlar atılmakta.
Ben, bu eşsiz Cumhuriyetin az gelişmiş olanaklarıyla eğitim olanağı bulabilmiş ve onurlu bir yurttaş ve meslek adamı olarak yaşamını sürdürebilmiş bir emekli öğretmenim.
Eğer parasız yatılı öğretmen okulları olmasaydı, ya köyümde çoban ya da Kuran kursunda "hafız", belki de verilecek bir "emperyal" destekle, Pensilvanya'da olmasa da, bilmem nerede, "Hoca Efendi" ya da "Hizmet Adamı" olabilirdim.
Belki de, şu başarısız "terör saldırısı"nı, başarıyla yöneten bir "işbirlikçi hain" ...
Çünkü, doğal koşullarda tarıma mahkum edilmiş yoksul bir köylü çocuğuydum. Ya, benden öncekiler ve ulusumun tarihindekiler gibi sözde dinsel/ilmi eğitim yapılan "mahalle mekteplerine, sıbyan mekteplerine, cami eklentilerindeki izbeliklere" tıkılıp hurafelere boğulacak, cehalete mahkum edilecek, mankurtlaşacaktım. Ya da bu Cumhuriyetin cehalete mahkum edilmiş çocuklarını aydınlığa taşıyacak bir atılımıyla yetiştirilmiş eğitmen tarafından okutulma olanağı bulacaktım. Bu Cumhuriyet bana eğitmeni sundu. Yazgım değişti.
27 Mayıs 1960 Devrimi ile bir "yedeksubay öğretmen" de verilince ilkokulu da okuma olanağı bulabildim.
O öğretmenin desteğiyle, bir parasız yatılı öğretmen okulu olduğunu ve orada yoksul köy çocuklarının da öğrenim görme olanağı bulabileceğini öğrendik.
O zaman, sorularını çalmanın henüz akıllara düşürülmediği, çok zor soruları olan iki "klasik sınav"ı kazanarak, aydınlık bir yaşamın yoluna düştüm.
Sırtımda Sümerbank pazeni gömlek, bacağımda fitilli kumaştan pantolanla...
Başka öğrenim seçenekleri var mıydı bilmiyordum.
Köyümden ilkokul sonrası öğrenime giden ilk iki çocuktan birisiydim.
Öğretmen olacaktım.
Bize orada, aklı kullanma, bilgiye ulaşma, bilimle tanışma, yeni beceriler kazanma, yetenekleri geliştirme ve kullanma, doğru düşünme, ahlaklı olma, yurtseverlik, ulusseverlik, cumhuriyete bağlılık, ulusal egemenlik ve bağımsızlık, işbirliği, dayanışma, yardımlaşma, düzenli çalışma, üreticilik, adil paylaşım, düşünce ve inanç özgürlüğü, farklılıklara saygı, demokratik yaşam ve asıl önemlisi "Cumhuriyet Öğretmeni" değerleri kazandırıldı...
Yüksek öğretime de gidebildim.
Göreve ilk atandığımda, öğrencilik döneminde yaşayıp alıştığımızdan, ilk öğretmen sendikası olan TÖS(Türkiye Öğretmenler Sendikası)'ün 12 Mart 1971 darbesiyle kapatılması üzerine, yerine kurulan TÖB_DER(Türkiye/Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği) üyesi de oldum.
Yaşamım hep örgütlüydü.
Ama, bizim örgütlerimize "demokratik kitle örgütü(DKÖ)" denmekteydi o zaman.
Çünkü, demokratik kitle örgütleri ve üyeleri, hem yurttaşlıktan, hem meslekten/emekçilikten doğan hak ve çıkarlarını, özgürlüklerini savunmak, hem de bu savunularını da yeterli gelişkinlikte bir demokratik ortamda yapabilmek için, cumhuriyet değerleri üstünde gelişen bir demokratik yaşam mücadelesi de vermekteydiler.
Üyelerinden başkasına hiçbir bağımlılıkları yoktu.
12 Eylül 1980 İşbirlikçi Faşist Darbesiyle ülkemize sokulan, "STK/STÖ(Sivil Toplum Kuruluşu/Örgütü)" adıyla anılan, AB-D yapısı, algı ve etki üretimi, gerektiğinde de "renkli devrim" ya da şu günlerde yaşadığımız "terör saldırısı" yapmak üzere, özel görevlerle yapılandırılmış örgütler değildi onlar.
Belki de onlar kapatılıp "bunlar" kurulurken, şimdi yapılanlar öngörülmüş, planlanmıştır...
Neyse, amacım özyaşam öykümü anlatmak değil elbet.
Ama bunları anlatmalıyım ki, asıl söyleyeceklerim doğru anlaşılabilsin...
Halkınızın %30'u yoksulluk sınırının altında, %20'ye yakını açlık sınırında yaşamaya mahkum edilmişse, eğitim-öğretim, paralı ve ancak belli gelir düzeyindekilerin erişebileceği bir alana dönüştürülmüşse, ağırlığı kırsal kesim ve yoksul sınıf çocukları kamusal parasız ve bilimsel eğitim olanaklarına ulaşamıyorsa, dinsel-mezhepsel, etnik tarikat, cemaat ve örgütlerin kucağına terk ediliyorsa, nereyi, nerenizi kapatırsanız kapatın, "sivrisinek avcılığı" yapmaktasınız demektir. "Bataklık" belki de büyüyerek yayılacaktır.
Okul kapatmayın...
Bataklığı kurutun derim.
"Eeeeyyy Demokrasi Nöbetçileriiii...!"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder