"Darbe Girişimi" ya da "FETÖ/PDY" işbirlikçi saldırganlığına karşı, her türlü siyasal, yönetsel, hukuksal temelli önlemler alınması, yinelenme olasılık ve olanaklarının tümüyle ortadan kaldırılmak istenmesi her siyasal iktidarın baş sorumluluğudur. Bu amaca yönelik çalışmalara hiçbir yurtseverin, cumhuriyete bağlı yurttaşın karşı çıkması da düşünülemez.
Ancak, bu önlem ve uygulamalar sırasında "kurunun yanında yaşında yanacağı" endişesi kamuoyunda yaygın görünmekte, özellikle sosyal medya üzerinden de bolca yansıtılmakta...
Böyle dönemlerde, kamuoyunun kışkırtıcı girişimlerle yanıltıldığı, yanlış yönlendirildiği de darbe dönemlerinin neredeyse tümünü yaşamış "kıdemliler"ce bilinir...
Özellikle, kamuyönetiminin türlü basamaklarında yer alan yöneticilerin, bu tür kışkırtmaların etkisinde kalarak, "vur deyince öldür" ya da "kıraldan fazla kıralcı" türünden uygulamalara giriştikleri de çok görülmüştür.
Üstelik, her siyasal iktidarın, türlü nedenlerle, kamu bürokrasisini, kendisini güvenceye almak ya da istediği uygulamaları direnme olmaksızın yapabilmek uğruna "yandaş kadrolaşması"yla donattığı da gözönüne alındığında, bu tür sınırları aşan uygulama örnekleri akıllara zarar sayılabilecek, aşırı boyutlara varabilmiştir.
Günümüzde durum, geçmişten ders çıkarılması ve bu tür uygulamalara karşı daha duyarlı olunmasını gerektirmektedir.
Çünkü, bugünkü AKP İktidarıyla ilgili olarak, geçmiştekilerden daha farklı değerlendirme ve algılar vardır.
Bu farklılık, duyarlılık ve algılara, AKP İktidarının 15 yılı aşan uygulamalarının neden olduğuna inanan küçümsenemeyecek bir kitlenin olduğu, soğukkanlı AKP çevreleri de içinde olmak üzere, hemen herkesçe bilinmektedir...
Bu kitlesel algının baş nedenlerinden birisi, belki de temel nedeni olarak, Cumhuriyetin kuruluş felsefesine ve temel niteliklerine karşıtlığın, sadece FETÖ/PDY ile sınırlı olmayıp, dinsel/mezhepsel duyarlılık ardına sığınarak, siyasal mücadele sürdüregelen çok sayıda tarikat, cemaat ya da bu türden toplulukların varlığına inanıştır.
Üstelik bu inancı paylaşanların çok önemli bir bölümü, AKP'nin, FETÖ'nün de içinde olduğu bir tarikatlar ve cemaatler koalisyonunun siyasal örgütü olduğuna inanmaktadır.
Bu inancı taşıyanlar, ayrıca, "tarikatlar, cemaatler siyasallaşarak ve AKP üzerinden iktidar olanaklarına kavuşarak, baştan beri karşı oldukları cumhuriyetten rövanş alınmakta olunduğu" kaygısı ve endişesiyle yaşamakta ve tavır almaktadır.
Bu inanışın çok haksız olduğunu söyleyebilmek de kolay değildir.
Çünkü, AKP İktidarının bunca yıllık uygulamaları sırasında, tarihimizde görülmeyen uygulama örnekleri ortaya çıkmış, söz edilen duyarlılık ve algıları beslemiş, hatta herkesin tanık olduğu ağır ve tehlikeli bir kutuplaşma sürecini de yaratmıştır.
Bu durumu "Cumhuriyetin bekası" bakımından, "yakın tehlike" olarak değerlendiren, kitaplar yazan, köşe yazılarında, görsel medya programlarında yansıtan pek çok örnek örnek anımsanabilir.
İşte bu koşullar nedeniyle, şu olağanüstü günlerde Devletin ve AKP İktidarıyla muhalefetin, geçmişte örneği az görülen ve çok gereksinim duyulan, ulusal birlik ve dayanışmayı güçlendirme çabalarını zayıflatacak, hatta yeniden toplumsal gerilim ve kutuplaşmalara dönüşü tetikleyebilecek yanlışlar kamu yöneticilerince yapılmıyor olmalıdır.
Oysa, Olağanüstü Halin uygulamaya girişiyle birlikte, duyulan kaygılara hak verdirecek uygulama örnekleri görülmeye başlamıştır.
Örneğin, başta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere, neredeyse tüm Güvenlik kuruluşlarının izleyip tanıdığı EĞİTİM-İŞ(Eğitim, Bilim ve Kültür İşgörenleri Sendikası)in kimi şube yöneticileri ve üyelerine ilişkin "görevden uzaklaştırma" uygulamaları başlatılmıştır.
Bu uygulama, Yasa gereğince, bir "idari tedbir" olarak tanımlanmış olsa da, kamuoyuna yansıması, uygulayıcıların düşünmediklerini sandığım etkilere yol açabilecektir.
Çünkü, EĞİTİM-İŞ, hem tüzüğündeki açıkça anlatımını bulan ilkeleri ile bugüne kadar ki,eylem ve etkinlikleriyle, emekten doğan hak ve çıkarları koruma amaçlar gütmesinin yanı sıra, özellikle "Cumhuriyetin laik, demokratik, sosyal hukuk devleti" niteliklerini savunmayı, bağımsızlık, ulusal egemenlik ve Atatürk İlke ve Devrimleri doğrultusunda çaba harcamayı her etkinlik ve eyleminde, tüm kamuoyuna yaptığı açıklamalarda vurgulayan bir sendikadır.
Şimdi, bir okul, ilçe milli eğitim ya da il milli eğitim müdürü, bir EĞİTİM-İŞ üyesini ya da şube yöneticisini "FETÖ/PDY" ile ilişkilendiriyor, bu gerekçeyle "görevden uzaklaştırma" vb. önerilerde bulunuyorsa, vali ve kaymakamlar da bu önerilerin altına imza atıyorlarsa, hem baştan bu yana anılan endişe, kaygı ve algılar pekişmiş olur, hem de daha önemlisi, acaba, "Fırsat çıkmışken, şunları da atalım sepete..." mantığıyla davranan ve sözde "yandaşlık gösterisine soyunarak kendi durumunu gizlemek ve güvenceye almak isteyen liyakat yoksunu yerel yöneticiler" kanısının yayılmasına yol açar.
Böylesine olağanüstü dönemlerin gerektirdiği soğukkanlılık, akılcılık, gerçekçilik, tarafsızlık, kamu yararı ve düzenini koruma duyarlılığı... gibi yönetici niteliklerinin daha fazla aşınmasına, devlete ve kamu yönetimine yönelik güvensizlik duygularının da artmasına ortam yaratmamak gerekir.
Umarım, hem iktidar, hem kamu yönetiminin aklı başında çevreleri bu türden uyarılara kulak verirler.
Yoksa, yeniden olağan koşullara dönüş çabaları istenilen ve beklenen sonuçları vermeyeceği kanısına yol açılır ki, bunu aklı başında hiçbir yurtsever kamu yetkilisi istemez.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder