Büyümenin Ardındaki Gerçekler - Yeni Bin Yıl

Breaking

17 Aralık 2017 Pazar

Büyümenin Ardındaki Gerçekler

Son büyüme rakamları ulusal ekonominin kabaca son yirmi yıldır içinde bulunduğu yapısal koşulların bir özeti niteliğinde: Türkiye ekonomisi yurt dışından sermaye girişleri hızlandığında büyüyen, sermaye girişleri yavaşladığında (dikkat ediniz sermaye çıkışı değil, sadece yavaşlama) ise daralan bir ekonomi görünümündedir. Sermaye hareketlerine bu aşırı duyarlılık Türkiye’nin 1980’lerden bu yana uluslararası iş bölümünde taşeronlaştırılmış bir ucuz işgücü deposu ve ithalat cenneti biçiminde “yükselen piyasa ekonomisi” olarak eklemlendirilmesine yönelik politikaların sonucudur.

Türkiye ekonomisinin (teknik ifadesiyle gayrı safi yurtiçi hasılasının) 2017’nin üçüncü çeyreğinde yüzde 11’i aşan büyüme performansının sade ve net açıklaması budur. Yıllık bazda yeniden 41 milyar dolara ulaşan ve şimdiden milli gelirin yüzde 5’ini aşan cari işlemler açığı ile uyarılan ulusal ekonomi, bir yandan da kredi garanti fonu ve benzeri kamu politikalarıyla şişkinleştirilmekteydi. Böylelikle merkezi yönetim bütçe açığı daha yılın ilk on ayında 35 milyar TL’ye ulaşırken, açığın milli gelire oranı da yüzde 2’ye dayanmaktaydı.

Dolayısıyla bir yandan dış sermaye girişleri, bir yandan da kamu bütçe dengelerini tehdit eden biçimde teşviklendirilen ulusal ekonominin bir saman alevi gibi konjonktürel bir sıçrama göstermesi hiç şaşırtıcı olmamalıdır. Bu konjonktürel ivmenin yarattığı dengesizlikler ise semptomlarını iki haneye ulaşmış enflasyon baskısı olarak kendini göstermektedir.

***




Ancak, üçüncü çeyreğin büyüme rakamının ardında bir önemli etken daha bulunmaktadır:

2016’nın eş değer dönemine görece yaşanmakta olan baz etkisi. Bilindiği üzere geçen

senenin 15 Temmuz’unda yaşanan darbe girişimi ve sonrasında yaşanan siyasi şoklar

nedeniyle ulusal ekonomide ciddi bir daralma yaşanmış ve büyüme hızı 0.8 oranında daralmış

idi. Dolayısıyla, 2017’nin üçüncü çeyrek performansı daralan bir ekonominin üzerine

gelmekte ve istatistiksel olarak abartılı bir yanılsamayı içinde barındırmaktadır.

O halde ekonomik büyümenin nicel boyutlarını bu yanılsamanın etkilerinden arındırmamız

gerekecektir. Bu amaçla gene TÜİK’in yayımlamakta olduğu mevsimsel ve takvim

etkilerinden arındırılmış büyüme rakamlarına bakmamız yeterlidir. Bunun ötesinde, söz

konusu “baz etkisini” bertaraf etmek için geçen yılın eş değer dönemine görece

yıllıklandırılmış bir karşılaştırma yapmak yerine, çeyrek dönemlerdeki büyüme oranlarını tek

tek sıralamak daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Aşağıda TÜİK’in resmi verilerinden

derlediğimiz böylesi bir analiz sunuyoruz.

Mevsim ve Takvim Etkilerinden Arındırılmış Büyüme Göstergeleri (Çeyreklik Değişim, %)

Tablodaki veriler, milli gelirin (gayrı safi yurtiçi hasılanın-- GSYH’nin) ve önemli

makroekonomik göstergelerin büyüme oranlarını, mevsim ve takvim etkilerinden arındırarak

vermektedir. TÜİK verilerine göre, baz etkisinden arındırılmış milli gelirin büyümesi

2016’nın son çeyreğinde yüzde 4.9 iken, sonraki çeyrek dönemlerde, sırasıyla yüzde 1.6 ve

2.2 olmuş; içinde bulunduğumuz veri döneminde ise sadece yüzde 1.2 olarak gerçekleşmiştir.

Yani, mevsim ve takvim etkilerinden arındırıldığında yüzde 11.1’lik cila silinmekte ve

Türkiye ekonomisinin son dört çeyrek dönemde aslında yavaşlamakta olduğunu

belgelemektedir!

Ekonomik büyümenin ardında itici olarak öne sürülen “hane halkları özel tüketim

harcamaları” ile “ihracat” kalemlerinde de benzer eğilimler yaşanmakta ve ekonominin

ithalata bağımlılığının sürdüğü net olarak görülmektedir.

Sektörlerin performansına gelince; yıllardır kendi kaderine terk edilmiş ve piyasa güçlerinin

anarşik dalgalanmalarına emanet edilmiş Türk tarımının söz konusu dönem boyunca

durağanlaşması ve nihayet yüzde 0.2 oranında gerilemiş olması kimseyi şaşırtmamalıdır.

Diğer yandan yeni istihdam yaratmakta zorlanan ve sabit sermaye yatırımlarındaki payı

giderek küçülen, taşeronlaştırılmış ve dışa bağımlı yapısıyla imalat sanayinin 2016’nn son

çeyreğinden bu yana yavaşlamakta oluşu ve nihayetinde de aslında yüzde -1.3 ile daralmış

olması gene şaşırtıcı değildir. Türkiye ekonomisinin geleceğini inşaata yapılan yatırımlarda

gören büyüme stratejisi, inşaat sektöründe yaşanan yüzde 5.4’lük büyüme oranlarında ortaya

çıkmaktadır.

Büyüme rakamlarının ardında yatan gerçek yalın ve nettir: istatistiksel yanılsama yaratan baz

etkisinden, yani mevsim ve takvim etkilerinden arındırıldığında, Türkiye ekonomisi son dört

çeyrek boyunca durağanlaşmaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Bottom Ad

Responsive Ads Here

Sayfalar