Yürüyüş nedeniyle Metin Feyzioğlu ve Ümit Kocasakal üstüne çok şey yazılıp söylenir oldu...
Olumlu olumsuz değerlendirmeler yapılmakta...
Kişiliğe saldırı boyutunda olanlar bile var.
Yanlış.
Ben de eleştirenlerdenim. Yürüyüşe katılmaları gerekirdi diye düşünmekteyim.
Bir "siyasal liderin yanında görünmek, baro başkanı için 'makûl' olmazdı." anlamında gerekçe gösterildi.
Bir de, "Atatürk düşmanlarıyla yan yana yürümem." dendi.
Bu gerekçeleri yeterli, dahası doğru bulmuyorum.
Çünkü, konu "adalet" ve siyasal parti adına yapılmıyor. Feyzioğlu ve Kocasakal, Türkiye'de adaletin çürütüldüğünü doğrudan yaşayan ve tanığı olan meslek adamlarını temsil ediyorlar. Adalete ilişkin sorunların dorudan tanığı, dahası yaşayanı konumundalar.
Halkın her kesimi bu durumu yeterince bilmiyor. Çünkü, ağır bir iletişim kuşatması yaşanmakta. Pek çok gerçek çarpıtılarak ya da ters yüz edilerek sunulmakta. Bu koşullarda gerçek durumu ve bilgiyi bu yürüyüşte olduğu gibi ancak bireysel ya da kitlesel eylemlerle duyurmak zorunda kalınabilir.
Hele "adalet" için eylem yapılma zorunluluğu doğmuşsa, buna ilk girişenlerin de hukuk adamları, özellikle avukatların, hukuk fakültesi öğretim üyelerinin olması beklenir.
Geçmişimizde örnekleri de vardır...
O nedenle, Feyzioğlu ve Kocasakal, ilk günden "Evet, adalet aranacak, uğruna eylem düzenlenecek, yollara düşülecek kadar yok edilmiştir. Biz tanığıyız ve halkımıza da duyurmak istiyoruz. O nedenle ben de yürüyorum." demeliydiler? Çünkü "adalet" siyasal bir konu değil. İnsan haklarını, hukuku, özgürlükleri ve demokrasiyi doğrudan etkileyen bir gereksinim...
Bırakın anamuhalefet liderini, sıradan bir yurttaş, "Adalet istiyorum." diye sokakta çığlık atsa, kulak vermeleri gereken bir mesleğin adamları...
Asıl kendileri, çok kişinin aklına geldiği gibi, "siyasal rekabet" uğruna mesleklerine, meslektaşlarına ve örgütlerine saygısızlık etmiş oldular...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder