"Anneler Günü" deniyor ya, kutlanıyor ya...
Ondan düştü aklıma...
Benim ki, anaydı..."Gara Zela"...
Zeliha Coşkun... 1330 doğumlu, Sadık Kâhya kızı...
Ablası ölünce, 13'ünde eniştesine verilmiş...
Ölenin bebeğine de bakar diyerek...
Bildiğiniz, bugün de görüp durduğunuz "çocuk gelin" işte.
Kocası Karoğlanların Mustafa... İri yarı, çam yarması bir adam.
1 oğlan, 3 kız da ondan.
Arada bir iki de ölen var.
Koca eve bir çocuk gelin.
Çocuk yapacak. Yemek yapacak. Temizlik yapacak. Çayda çamaşır yıkayacak. İnek, koyun, keçi sağacak.
Tarlaya da gidecek. Orak sallayacak...
Konuklar da ağırlanacak.
Sağa sola da bakmayacak. Başı önünde gidip gelecek.
Erkekler yoldan geliyorsa, bir kıyıya çekilip onların geçmesini bekleyecek. Çemberiyle yüzünü kapatacak...
Yorgunluk yok.
Yataklar yapılacak.
Ama erkenden yatmak yok.
Yoğurt çalınacak.
Irgat azığı akşamdan hazırlanacak.
Haaa... Çok önemli üç günde bir tandır yanacak. bazlama, yufka yapılacak.
Dinlenmek de yok.
Bir de ramazansa, yandı gülüm keten helva.
Gece kalkılacak. Sahur yemeği yapılacak.
Oruç da tutulacak...
Değilse, sabah ezanında kalkılacak. Tarhana ocağa koyulacak.
Sığırlar, koyunlar sürüye katılacak. Çeşmeden helkelerle su taşınacak. kahvaltı sofrası hazırlanacak.
Bitmedi.
Kara Mustafa acılarla kıvrandı bir gün. Toprak içirildi. Sıcak tuğla koyuldu. Okundu, üflendi. Dinmedi öldürücü ağrılar...
Ölüverdi birden. Ne olduğu anlaşılamadı. Sonradan birileri apandisiti patlamış dediler...
Kaldı mı bir başına.
Bebeler ve bebesi saydığı yeğeni...
Hem de hamile Feyzi'ye.
Adını Hafız Sadık Dayısı koymuş.
Fevzi Çakmak'tan çağrışmış da, nüfusçu Halil "Feyzi" yazmış adını.
N'apsın Gara Zela tek başına?
Erkenden büyümenin zorlukları bunaltıyor.
Çocuklara bakmak zor.
Çocukların yaşaması da zor.
Kızamık geliyor. Feyzi ölüyor.
Ama yaşam da sürüyor, güçlükle de olsa.
Gücü tükeniyor ara sıra...
İşler iyi kötü görülüyor konu komşu, yakın yardımıyla.
Ama olacak gibi değil.
Deli Garının Oğlu(Benim babam) da bir yoksul yetim.
İlk karısından doğan çocuklar durmayıp ölüyor. Bir, iki, üç... Olmayacak besbelli. Boşuyor Sultan'ı...
İşte bir dul kadın, bir dul erkek...
Biri yoksul yetim.
Öteki az çok varlıklı, ama yalnız ve çaresiz.
Gara Zela ufak tefek, ama sağlam kadın. Yanık türküler söylüyor arada bir.
Deli Garının oğlunun aklı çeliniyor işte.
Bir ışık parlıyor. Bir yürek çırpıntısı başlıyor.
Konu komşuyla haber salıyor el altından. Evlensin benimle.
Niye olmasın ki...?
Gara Zela, gelsin katılsın bize diyor.
Babam, evini yurdunu bırakıp gelip katılıyor koca aileye...
Evin çalışanı. Koşturanı. Koruyucusu. Esirgeyeni.
Ama az biraz ezik. Çocukları üzemiyor. Gara Zela'nın gözüne bakıyor, bir tatsızlık yaptıklarında.
O da kızamıyor. Hepsi de "yadigâr"...
Zor alışıp kaynaşsalar da, hep ölçülü ve çekinik bir ilişki yaşanıp gidiyor.
Ama ikisi de boynu kopasıya çalışıyor.
Dosta düşmana güldürülmeyecek.
Kimseye muhtaç olunmayacak.
Ama daha önemli bir şey var.
Deli Garının Oğlunun çocuğu olacak mı?
Olsa da yaşayacak mı?
Birbirlerine duyumsatmasalar da akıllarında bir ispat telaşı...
Tüm köyün gözü üstlerinde...
Bir de, amca karısının nispetleri var.
"Onun çocuğu olsa da yaşamaz. Zürriyetsiz her hal...! Gara Zela ona niye çocuk versin? Köpek sürüsü var ardında...Umurunda mı?"
Sözler dolanıp duruyor çeşme başlarında, köy odası ya da cami önlerinde.
Neyse ki, güzel mevla onlara beni yollamaz mı?
Adını da yine Sadık Dayı koymuş.
İsmet...!
İsmet Paşa'dan çağrışımlı...
Devrim kahramanlarına saygıdan olmalı...
Gara Zela, daha lohusalık geçmeden, köyün zaten yükseğindeki evin toprak damına çıkıp daha bir yüksekten başlıyor bağırmaya. Sela okur gibi...
"İsmet olduuuu...! İki köye nispet olduuu...! İsmet olduuu...! İki köye nispet olduuu...!"
Duyanlar hemen anlıyor elbet.
Gara Zela, eltiye seslenmekte...
Öyle dolmuş ki, tüm bunaltısını boşaltıyor eltinin de, köyün de
üstüne...
İndiğinde yeniden doğmuş gibi. Üstünden yük atmış sanki.
Derin derin soluk alıp sırtüstü yatıyor sekideki yatağa...
Yavaşça gevşeyip dalıyor uykuya...
Sonrası mı?
Uzun öykü...
O "İsmet" benim işte... Nüfusa yazılamayan.
Feyzi'nin nüfusuyla yaşayan ben...
İşte böyle bir Gara Zela...
Yani benim anam...Can kaynağım. Çilekeşim...!
Bizim ayaklarımız üstünde durduğumuzu görünce, gözünün arkada kalmayacağını düşünüp 63'ündeyken daha sessizce çekildi dünyamızdan...
Bitirdi çilesini...
Işıklarda uyuduğundan hiç kuşkum yok...
Başka ödül karşılamaz çünkü...
Ondan düştü aklıma...
Benim ki, anaydı..."Gara Zela"...
Zeliha Coşkun... 1330 doğumlu, Sadık Kâhya kızı...
Ablası ölünce, 13'ünde eniştesine verilmiş...
Ölenin bebeğine de bakar diyerek...
Bildiğiniz, bugün de görüp durduğunuz "çocuk gelin" işte.
Kocası Karoğlanların Mustafa... İri yarı, çam yarması bir adam.
1 oğlan, 3 kız da ondan.
Arada bir iki de ölen var.
Koca eve bir çocuk gelin.
Çocuk yapacak. Yemek yapacak. Temizlik yapacak. Çayda çamaşır yıkayacak. İnek, koyun, keçi sağacak.
Tarlaya da gidecek. Orak sallayacak...
Konuklar da ağırlanacak.
Sağa sola da bakmayacak. Başı önünde gidip gelecek.
Erkekler yoldan geliyorsa, bir kıyıya çekilip onların geçmesini bekleyecek. Çemberiyle yüzünü kapatacak...
Yorgunluk yok.
Yataklar yapılacak.
Ama erkenden yatmak yok.
Yoğurt çalınacak.
Irgat azığı akşamdan hazırlanacak.
Haaa... Çok önemli üç günde bir tandır yanacak. bazlama, yufka yapılacak.
Dinlenmek de yok.
Bir de ramazansa, yandı gülüm keten helva.
Gece kalkılacak. Sahur yemeği yapılacak.
Oruç da tutulacak...
Değilse, sabah ezanında kalkılacak. Tarhana ocağa koyulacak.
Sığırlar, koyunlar sürüye katılacak. Çeşmeden helkelerle su taşınacak. kahvaltı sofrası hazırlanacak.
Bitmedi.
Kara Mustafa acılarla kıvrandı bir gün. Toprak içirildi. Sıcak tuğla koyuldu. Okundu, üflendi. Dinmedi öldürücü ağrılar...
Ölüverdi birden. Ne olduğu anlaşılamadı. Sonradan birileri apandisiti patlamış dediler...
Kaldı mı bir başına.
Bebeler ve bebesi saydığı yeğeni...
Hem de hamile Feyzi'ye.
Adını Hafız Sadık Dayısı koymuş.
Fevzi Çakmak'tan çağrışmış da, nüfusçu Halil "Feyzi" yazmış adını.
N'apsın Gara Zela tek başına?
Erkenden büyümenin zorlukları bunaltıyor.
Çocuklara bakmak zor.
Çocukların yaşaması da zor.
Kızamık geliyor. Feyzi ölüyor.
Ama yaşam da sürüyor, güçlükle de olsa.
Gücü tükeniyor ara sıra...
İşler iyi kötü görülüyor konu komşu, yakın yardımıyla.
Ama olacak gibi değil.
Deli Garının Oğlu(Benim babam) da bir yoksul yetim.
İlk karısından doğan çocuklar durmayıp ölüyor. Bir, iki, üç... Olmayacak besbelli. Boşuyor Sultan'ı...
İşte bir dul kadın, bir dul erkek...
Biri yoksul yetim.
Öteki az çok varlıklı, ama yalnız ve çaresiz.
Gara Zela ufak tefek, ama sağlam kadın. Yanık türküler söylüyor arada bir.
Deli Garının oğlunun aklı çeliniyor işte.
Bir ışık parlıyor. Bir yürek çırpıntısı başlıyor.
Konu komşuyla haber salıyor el altından. Evlensin benimle.
Niye olmasın ki...?
Gara Zela, gelsin katılsın bize diyor.
Babam, evini yurdunu bırakıp gelip katılıyor koca aileye...
Evin çalışanı. Koşturanı. Koruyucusu. Esirgeyeni.
Ama az biraz ezik. Çocukları üzemiyor. Gara Zela'nın gözüne bakıyor, bir tatsızlık yaptıklarında.
O da kızamıyor. Hepsi de "yadigâr"...
Zor alışıp kaynaşsalar da, hep ölçülü ve çekinik bir ilişki yaşanıp gidiyor.
Ama ikisi de boynu kopasıya çalışıyor.
Dosta düşmana güldürülmeyecek.
Kimseye muhtaç olunmayacak.
Ama daha önemli bir şey var.
Deli Garının Oğlunun çocuğu olacak mı?
Olsa da yaşayacak mı?
Birbirlerine duyumsatmasalar da akıllarında bir ispat telaşı...
Tüm köyün gözü üstlerinde...
Bir de, amca karısının nispetleri var.
"Onun çocuğu olsa da yaşamaz. Zürriyetsiz her hal...! Gara Zela ona niye çocuk versin? Köpek sürüsü var ardında...Umurunda mı?"
Sözler dolanıp duruyor çeşme başlarında, köy odası ya da cami önlerinde.
Neyse ki, güzel mevla onlara beni yollamaz mı?
Adını da yine Sadık Dayı koymuş.
İsmet...!
İsmet Paşa'dan çağrışımlı...
Devrim kahramanlarına saygıdan olmalı...
Gara Zela, daha lohusalık geçmeden, köyün zaten yükseğindeki evin toprak damına çıkıp daha bir yüksekten başlıyor bağırmaya. Sela okur gibi...
"İsmet olduuuu...! İki köye nispet olduuu...! İsmet olduuu...! İki köye nispet olduuu...!"
Duyanlar hemen anlıyor elbet.
Gara Zela, eltiye seslenmekte...
Öyle dolmuş ki, tüm bunaltısını boşaltıyor eltinin de, köyün de
üstüne...
İndiğinde yeniden doğmuş gibi. Üstünden yük atmış sanki.
Derin derin soluk alıp sırtüstü yatıyor sekideki yatağa...
Yavaşça gevşeyip dalıyor uykuya...
Sonrası mı?
Uzun öykü...
O "İsmet" benim işte... Nüfusa yazılamayan.
Feyzi'nin nüfusuyla yaşayan ben...
İşte böyle bir Gara Zela...
Yani benim anam...Can kaynağım. Çilekeşim...!
Bizim ayaklarımız üstünde durduğumuzu görünce, gözünün arkada kalmayacağını düşünüp 63'ündeyken daha sessizce çekildi dünyamızdan...
Bitirdi çilesini...
Işıklarda uyuduğundan hiç kuşkum yok...
Başka ödül karşılamaz çünkü...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder