DEMOKRASİ SAVAŞIMI İNSANLIĞIN ORTAK GÖREVİDİR - Yeni Bin Yıl

Breaking

27 Mayıs 2017 Cumartesi

DEMOKRASİ SAVAŞIMI İNSANLIĞIN ORTAK GÖREVİDİR

Anayasa değişikliği oylaması sırasında yaşananlar, iktidar çevrelerince, onların güdümüne sokulmuş yüksek kurul ve yargı kurumlarının hileli sonuç oluşturma girişimlerini kolaylaştırıcı tavırları/kararları ilginç tartışmalara da yol açıyor.

Yurttaşların bireysel girişimlerle yerel ve yüksek seçim kurullarına başvurarak, oylarını koruma çabaları, başta CHP olmak üzere siyasal partilerin de, hukuk yollarını sonuna kadar kullanma girişimleri, özellikle de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AHİM) gibi uluslararası yargı yerlerine başvuru hazırlıkları, iktidar çevrelerinden beklenen tepkiler şöyle dursun, kimi kendisini ulusalcı, hatta solcu sayan çevrelerce bile şaşırtıcı değerlendirmelere neden olmakta.

* "AHİM'e başvurmak, Emperyalist Avrupa'dan medet ummaktır."
*"Avrupa Parlamentosu(AP) Türkiye'nin iç işlerine karışmaktadır."

gibi, çağdaş uygarlığın uzun bir tarihsel mücadeleyle ürettiği olanakların doğru değerlendirilemediğini, o nedenle de yararlanma bilincinden uzak olunduğunu gösteren bilgisizlik örnekleri sergilenmektedir.

Öncelikle hemen anımsanmalıdır ki, demokrasi, insan hakları ve özgürükleri, insanlığın binlerce yıllık tarihsel mücadelesinin ortak ürünleridir.

Yine insanlığın ortak çabalarıyla oluşturulan barış, adalet, demokrasi, insan hak ve özgürlüklerini koruma amaçlı uluslararası kurum ve kuruluşlar da bu gelişmelerin ürünleridir.

İnsanlığın ortak uluslararası hukukunu oluşturan anlaşma ve sözleşmeler de, insanlığın bu ürünlerinin güvence sağlayan sonuçlarıdır.

Bugünlerde hem yazılı ve görsel medyada, hem de sosyal medyada sıklaşarak artan ve yukarda anılan değerlendirmeler, ne tarihsel gelişmelere, ne insanlığın hak, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin evrenselliğine, hem de insanlığın uygarlık dayanışması çabalarına denk düşmüyor.

Bu kaba saba "sözde emperyalizm karşıtlığı" gerçekçi de değil. Örneğin, Avrupa Konseyi, demokratik değerler ve insan hakları ve özgürlüklerinin ilke ve ölçütlerini geliştirmiş, hukuklaştırmış ve koruyuculuğunu üstlenmiş bir birliktir...

Türkiye'de bu birliğin üyesi ve katılımcısıdır.
Kurumlarında yer almak, kurallarına da uymak yükümlülüğünü üstlenmiştir.

Bunun doğal sonucu olarak da, her üye ülke gibi, o birliğin ilke ve ölçütlerine uyma sözü vermiş, kurucu sözleşmesine imza atmıştır.

Buna bağlı olarak, birliğin ilgili organlarınca izlenir, değerlendirilir, gerekirse uyarılır, hatta yargılanabilir.

Nitekim, herkes bilir ki, uzun yıllardır Türkiye, bireysel başvuru hakkı da olmak üzere, AHİM'in yargı alanındadır, binlerce kararın da konusu olmuştur.

Bugün, iktidarın kurucu ve temsilcisi konumunda olanlar da AHİM'e başvurularda bulunarak, haklarını aramışlardır.

Son yıllarda Türkiye'deki demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine yönelik saldırılar, teokratik/otokratik gelişmeler, son referandumda yaşanan toplumsal tercihi saptırma girişimleri ve oy hileleri, bilimsel kurumların, yargının teslim alınmışlığı, bilim ve sanat özgürlüğünün kısıtlanmışlığı, giderek diktatörlüğün dayatılması...gibi bir dizi gelişmeler karşısında uluslararası(enternasyonal) bir özgürlük ve demokrasi dayanışması anlamı taşıyan AP kararı "emperyalist bir girişim" olarak algılanamaz...

Birazcık insan hakları hukukundan haberdar olanlar, Anayasaca onaylanmış uluslararası sözleşmeler(ki yasalarımızdan üstündür Anayasa-90'a göre) ile korunan hak ve özgürlükler için ilgili uluslararası organların, girişimlerini böyle değerlendiremezler.

Sözde ulusalcı olacağım diye, dinci-işbirlikçi-faşizan sermayenin küresel dayanışmasının ürünü olan yakındığımız diktatörlüğe sürüklenişimizi "iç işimiz, kimse karışmasın" diye değerlendirmek, yobazca bir söz de "milliyetçilik"tir.

Özcesi İnsan hakları ve özgürlüklerine dayalı demokrasi konuları çağımızda hiçbir ülkenin iç işi değildir. Ortak insanlık sorunlarıdır. Olabilirse tüm insanlığın da işbirliği ve dayanışmasını gerektirir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Bottom Ad

Responsive Ads Here

Sayfalar