"BİRLİK" Mİ İSTENİYOR? - Yeni Bin Yıl

Breaking

3 Ocak 2017 Salı

"BİRLİK" Mİ İSTENİYOR?

Türkiye'de terör olayları arttıkça, kan döküldükçe, bulaştırıldığımız pis savaş bataklığa dönüştükçe, neredeyse herkes "Aman birlik olalım. Elele verelim. Gücümüzü birleştirelim. Milli Birlik. Falan birlik. Filan birlik... Zart birlik, zurt birlik..." çığlıkları atmakta...

"Birlik" elbet tılsımlı bir özlem. Olduğunda önünde durulamaz bir güç..

İstenir elbet.

Ama istendi diye oluverir mi?

Olabilemez.

Tarihimiz, özellikle de yakın tarihimiz, birlik çağrıları ve denemeleriyle bir tür çöplüğe dönüşmüştür.

Hiç mi olabilemez?

Olabilir...

Ulusal Kurtuluş Savaşında ve sonrasında oldurmuşuz işte.

Olunca da, Yurt kazanmışız. Bağımsızlık kazanmışız. Ulusal egemenlik kazanmışız. Cumhuriyet kazanmışız. Yurttaş eşitliği kazanmışız. Aydınlanmaya ve Çağdaşlığa yöneliş yolu kazanmışız. Onur kazanmışız, onur...

Ama, neden birlik olabilmişiz?

Önce Mondros, sonra Sevr dayatılmış emperyalistlerce.
Yurda düşman girmiş.
Köyümüze, kentimize, evimize, hatta yatağımıza dalmış.

Durulur mu?

Önce Kuvva-i Milliye ve Müdafaa-i Hukuklar, sonra Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarıyla ulusal örgütlenme ve TBMM'nde ulusal egemenlik ve ulusal birlik bayrağı dalgalandırılmış.

Kan olmuş dağlar, tepeler, çaylar, nehirler. 
Dağ başını duman almış...
Şehitler serpilmiş yurdun her karışına...
Gerçek ama..
Öyle yasayla olmamış haa...

Sonrası biliniyor.

Devrimler ve onurlu bir yaşamı üretme süreci.
Başı dik ve özgür.
Kalkınma, aydınlanma, uygarlığa koşuş...
Yurdun her köşesine Cumhuriyetin genç eliyle okul, yurt, fabrika, yol, köprü, elektrik, kooperatif serpilmekte...

Birlik bozanlar çıkmamış mı?
Çıkmış.
Ezilmişler hemence...
Şeyh Sait'iyle, Seyit Rıza'sıyla ve arkasındaki emperyalist destekçisiyle...

Amaaa, bir şey var ki bu yürüyüşte, işte o birliğin harcıdır.

Kimse, devletine düşman değil.
Kimse işbirlikçi değil.
Kimse dinci-gerici değil.
Kimse faşist değil.
Kimse diktatör bozuntusu da değil.

Dine, mezhebe, imana, inanca karışan-görüşen yok.
Rıfat Börekçiler var.

Kimse halkın önünde ne "Allah", ne de "Yallah"tan söz etmiyor.
Kimse, kamu olanaklarını sömürüp yabancı bankalarda istiflemiyor.
Kimse, devlet olanaklarını yakınına, yandaşına peşkeş çekmiyor.
Kimse, kamu malını, mülkünü, kaynak ve olanaklarını yerli yabancı sermayeye satmıyor...
Kimse, yurdun çocuklarını, gençlerini, tarikatlara, cemaatlere, yandaş sermaye topluluklarının kâr, çıkar ve istismar hırslarına bırakmıyor.
Kimse, yurt gelirini üç buçuk sermayeciye akıtıp emekçisini, üreticisini, küçük esnafını, emeklisini onursuz bir yoksulluğa mahkûm etmiyor.

Kimse, cehaleti, yoksulluğu, çaresizliği, muhtaçlığı, bilinçsizliği, korkuyu kullanıp halkı sindirmiyor.

Kimse, koşullardan yararlanıp "diktatör bozuntusu" olmaya heveslenmiyor...

Ulus, yine çoğunlukla, neredeyse hep birlikte yoksulsa da, devletine bağlı, saygılı, güvenli...

Çünkü, yargısına, yargıcına, yöneticisine, vekiline, önderine kuşkuyla bakmıyor.

Şimdi öyle mi?

Nüfusun %5'i ulusal gelirin %53'üne el koymuş, hem de ansına söve söve... 

Geri kalan %95 halk %47'e mahkûm edilmişse,
Yoksul çocukları pis savaşlarınızda şehit olurken, tepelerdekilerinki bedelle-raporla kaytarmaktayken,
Atılan her adımın, varlık, insanlık, eşitlik ve özgürlük kaynağımız Cumhuriyeti yıkmaya yönelik olduğu açıkken,

Kiminle birlik olacaksın sen?

Kim yanına gelir senin?

Üstelik her sözün neredeyse herkese ok gibi saplanmaktayken... 
"Ben diktatörünüz, siz kölelerimiz olacaksınız." çağdışılığını dayatmaktayken...

Nah birlik olunur...!
Duyurulur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Bottom Ad

Responsive Ads Here

Sayfalar