Hukuku dışardan bitirenler şöyle dursun, az çok gazete okurları bile bilirler ki, "demokrasi" denilen yaşam biçiminin en temel özelliklerinden birisi "açıklık"tır.
Çünkü, demokrasilerde, insanların/bireylerin temel hak ve özgürlükleri ile toplumsal sorumlulukları öylesine düzenlenmeli ki,
1. Kişinin hak ve özgürlükleri zedelenmesin.
2. Toplumsal yaşam düzeni zarar görmesin.
3. Kişisel yaşamla toplumsal yaşam gerekleri en yüksek düzeyde dengelensin.
Bunun sağlanabilmesi için de, özellikle Anayasal ve yasal düzenlemeler yapılırken, daha öneri aşamasından başlanarak, getirilmek istenen kuralın yukarda sayılan gerekleri yerine getirip getiremeyeceği herkesçe değerlendirilebilsin.
Bu beklentiyi gerçekleştirmenin en temel gereği de, hukuksal önerinin, daha önerildiğinde kamuya açılması, herkesin yeterince bilgilendirilmesi, değerlendirilmesi, tartışılması ve olumlu olumsuz eğilimlerinin özgürce oluşmasının sağlanmasıdır.
Böylece, önerinin kimler ya da hangi toplumsal kesimlerce olumlu ya da olumsuz karşılandığı, neden bu eğilimlerin oluştuğu görülebilir. Genel bir uzlaşıya ulaşabilmek için önerinin nasıl yeniden düzenlenebileceği ortaya çıkabilir. Eğer genel eğilim olumsuz karşılandığını göstermekteyse öneri geri çekilebilir. Olumlu karşılanmaktaysa yasal düzenleme yoluna sokulur. Parlamentoda da enine boyuna tartıldıktan sonra bir sonuca varılır.
Bizim güdük demokrasimizin geleneğinde, "temel yasa" denilen Medeni Yasa, Ceza Yasası, Borçlar yasası, Yargılama Usulü Yasası...vb. yasalar bile neredeyse yıllarca süren hazırlık ve tartışmalardan sonra parlamento gündemine gelebilmiştir.
Oysa şimdi, bir yanıyla "rejim değişikliği", bir başka yanıyla "sistem değişikliği" olarak görülen bir "Anayasa Değişikliği" parlamentoya sunulacağı şu ana kadar, herkesten gizlenmiş, sanki bir "darbe hazırlığı" yapılmaktaymış gibi sızması bile gizlenmiştir.
İçeriğinin ne olduğunu bilmesek bile, en azından bu yanıyla, daha şimdiden meşruiyetini yitirmiş, parlamentoda yeterli destekle yasalaşsa bile benimsenirliğini yitirmiş, güvenilirlik ve saygınlığını yitirmiş, bir oldu-bitti işlemi olarak algılanmayacak mıdır?
O zaman, haklı olarak, anayasaların bir toplumsal uzlaşma metni, hak ve özgürlüklere dayalı bir demokrasinin dayanağı olduğuna kimseyi inandırabilir misiniz?
Böyle bir anayasaya bağlılık ve uyumluluk bekleyebilir misiniz?
Tek tek insanlar ve toplumun önemli kesimleri "Devletimiz başkalaştırılıyor, kapalı kapılar ardında bize tuzak hazırlıyorlar, güdük demokrasi bile rafa kaldırılıyor, diktatörlük ya da faşizm geliyor, şeriatın alt yapısı hazırlanıyor, tutsak alınıyoruz..." vb. endişeler taşımaktaysa, haksız diyebilir misiniz?
Öyle bir şey ki, tek tek hepimizin insan hak ve özgürlüklerini, toplumun ortak yaşam düzenini doğrudan etkileyecek bir temel düzenleme gizlice yapılıveriyor...
Ne üniversitelerimizden, ne aydınlarımızdan, ne siyasal partilerimizden, ne demokratik kitle örgütlerimizden... bu sakat süreci durduracak cididye alınır bir tepki gelmiyor.
Akıl alır gibi değil.
Burası laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti mi, yoksa Patagonya'ya taşındık da ayırdında mı değiliz?
Kendinize gelin eeeeyyy...!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder