ÖZELEŞTİRİ - Yeni Bin Yıl

Breaking

25 Temmuz 2016 Pazartesi

ÖZELEŞTİRİ

Anayasal sınırları zorlayan, kimi zaman aşan bir "Fiilci"nin çağrısıyla yapılan görüşme sonrasında kamuoyuna yansıtılan bilgilerden öğreniyoruz ki, "herkesin özeleştiri yapması" istenmiş...

Görüşme neden yapılmıştır?

Ülkenizde, devlet, cumhuriyet ve demokrasinizin temel niteliklerini ortadan kaldıracak, bir işbirlikçi-dinci-faşist darbe girişimi olmuş.

Ordunuz, polisiniz, halkınızdan çok sayıda kişi öldürülmüş, daha çok sayıda kişi de yaralanmış.

TBMM de içinde olmak üzere, bir çok merkezi yönetim kurumunuz bombalanmış. Askeri ve güvenlikle ilgili birimleriniz, bürokrasiniz, yargınız, eğitim ve sağlık kurumlarınızda yıkımlar yaşanmış...

Ekonomik ve mali yapı ve işleyişinizde kırılganlıklar oluşmuş...

Tüm toplumda yaygın bir korku ve yılgınlık yaratılmış.

Bu koşulların etkileri "görüşme" aşamasında da sürmekte...

Daha kötü gelişmelerin olmasını önlemek adına Olağanüstü Hal(OHAL) uygulamasına geçilmiş...

Bu aşamada, bir durum değerlendirmesi gereği duyuyor ve "olağanüstü liderler zirvesi" denilebilecek bir görüşme yapıyorsunuz.

Elbette uygundur, yapılmalıdır...

Böyle bir görüşmede, yaşanan durumun ve ortaya çıkan sorunların temel nedenlerinin ortaya konması, iç-dış sorumlularının belirlenmesi, siyasal, yönetsel yapı ve işleyişteki yetersizliklerin saptanması, çözüm önerilerinin ve gereken önlemlerin neler olması gerektiği yolunda düşünce ve görüş alış-verişi yapılması beklenir.

Ulusal birlik ve dayanışma sergilenir.

Büyük olasılıkla da böyle yapılmıştır.

Ancak, açıklamalara bakılırsa, "özeleştiri" yapılması da öneriler arasında görülüyor.

Özeleştiri; 
1. Kişinin kendi düşünce, davranış ve eylemlerini nesnel eleştiriden geçirmesi işi.
2. Bir militanın ya da bir siyasal partinin, bağlı olduğu amaç, ülkü açısından kendi eylemlerini yargılaması.

biçiminde tanımlanıyor.

Kişinin, militanın ya da siyasal partinin, demokratik kitle örgütünün...vb özeleştiri yaparak doğru ve yanlışlarını nesnel olarak ortaya koyması, çağımız insan davranışları bakımından beklenen, olağan bir tavırdır.

Oysa, devlet ne kişidir, ne de sayılan örgütlerden birisidir...

Devlet, özellikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anayasa ile temel nitelikleri, yapısı ve işleyişi tanımlanmış, temsil ve görevlilerinin nasıl belirleneceği ve çalışacağı belirlenmiş, yasa, tüzük, yönetmeliklerle ayrıntılandırılmıştır.

Bu yapı ve işleyişi engelleyici, bozucu, ortadan kaldırıcı, yok sayıcı eylemler, kişiler ve tüzel kişiler bakımdan suç olarak tanımlanmış, karşılığında da türlü cezalar belirlenmiştir.

Ülkemizde 15 Temmuz Günü yaşanan "darbe girişimi" ya da "terör saldırısı", ülke yönetimindeki türlü yetersizlikler, görevi önemsememe, belki de görmezden gelme ya da özendirici girişimlerde bulunma... olarak sıralanabilecek bir dizi suç olasılığını düşündürmektedir...

Azımsanamayacak kimi çevrelere bakılırsa da, iktidar çevrelerinden kaynaklanan bir "yardım ve yataklık" olasılığından bile söz edilebilmektedir.

Bu durum ve olasılıklar gözönüne alındığında, bir hukuk devletinde, devletin ve toplumun yaşadığı bu ağır "girişim" koşullarının oluşması ve yaşama geçirilebilmesini önleyecek önlemleri almamış, aldırmamış ya da ayırdına varılmasını bile sağlamamış olan temsilci ve yöneticilerin, elbette başta "Cumhurbaşkanı" konumunda olan da içinde olmak üzere, TBMM, Bakanlar Kurulu, askeri ve güvenlik kuruluşlarının başında olanların sorumlu olabilecekleri gözönüne alınır. Araştırılması, incelenmesi, sorgulanması ve gerekiyorsa yargılanması beklenir...

Kuşkusuz "Yargı süreci işlemeye başladı ya, daha ne" denebilir...

Bu yaşananların siyasal sorumluluğu, "terör girişimi"nde bulunanlardan az değildir. Onların saptanmasıysa, demokrasinin geleceği ve güvence kazanması bakımından daha çok zorunlu ve gereklidir.

Bu saptamayı yapmakla sorumlu olan tek organ da TBMM'dir.

TBMM, en kısa zamanda bir "Siyasal Sorumlulukları Araştırma Komisyonu" kurarak bu sorumluluğunu yerine getirmelidir.

Bu "girişimci"lerin, böylesi ağır sonuçlara yol açan girişimlerini yapabildikleri güce ve olanaklara kavuşmasında, AKP İktidarını oluşturan çevrelerin önemli sorumluluklar taşıdığına yaygınca inanıldığı düşünülürse, bir siyasal aklanma bakımından da söz konusu adım atılmalıdır.

Yaşananlara ilişkin olarak, eğer böyle bir yaklaşım geçerliyse, o zaman devletin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliklerine uygun adımlar atıldığına, demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerine saygılı davranıldığına inanılabilir.

Ama, durumun tam aydınlığa kavuşturulmasında, en baş sorumluluk taşıyanların bir kenarda tutulmasına yol açan, "özeleştiri" gibi hukuk devleti yetki ve sorumluluklarıyla bağdaşmayan bir "geçiştirme" yoluna başvurulursa büyük bir yanlışlık yapılmış olur.

O zaman da, "Korunmak, gizlenmek, örtülenmek istenilen durum, kurum, yapı ve kişiler mi var?" kuşkusu taşıyanlar haklılık kazanır...

Eğer, içtenlikle demokratik yaşamın gereklerine uygun bir "olağanlık" sağlanmak beklentisi varsa, böylesi kuşkulara yol açacak anlayışlardan kaçınılmalıdır...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Bottom Ad

Responsive Ads Here

Sayfalar