"PARTİLİ CUMHURBAŞKANI" OLUR MU? - Yeni Bin Yıl

Breaking

11 Mayıs 2016 Çarşamba

"PARTİLİ CUMHURBAŞKANI" OLUR MU?

Uzun zamandır kafamıza kafamıza vurdukları, ancak kolayca benimsetemeyeceklerini görünce, biraz örtüleme amaçlı da olsa, "başkanlık" yerine şimdilik "partili cumhurbaşkanı" olsun demeye başladılar.

Nedenmiş?
Sistem tıkanmış.
Hızlı karar alınamamaktaymış.
İki başlılık nedeniyle kriz/bunalım çıkabilmekteymiş.

İktidar partisiyle bağı olan bir cumhurbaşkanı yürütmenin verimli ve etkili çalışmasını sağlayabilir, istikrar/uyumluluk yakalanabilirmiş.

Oysa, ülkemizin yaşadığı tarihsel deneyimler, bu gerekçeleri yalanlamaktadır.

Başkanlık sisteminden beklenenleri, onunla işlevi benzer olan padişahlık bile sağlayamamıştır. Tek kişide toplanmış güce karşın, Osmanlı Yönetimi, hanedan içi çekişmeler, asker-bürokrasi ayaklanmaları, eyalet ayrıcalıkları...vb. nedenlerle sürekli boğuşmuş ve siyasal çalkanltılar yaşayıp durmuştur.

Ulusal Kurtuluş Savaşının olağanüstü koşullarında, tüm egemenlik erklerini üstünde toplayan, "güçlerbirliği"nin en zengin uygulamalarını yapmış olan TBMM ve Onun "Başkomutanlık" yetkilerini de taşıyan başkanı Mustafa Kemal Atatürk, onca ağır koşullara, henüz siyasal partilerin yokluğuna karşın, hem TBMM içinde, hem de yönetimin türlü basamaklarında işbirliği, güçbirliği, eşgüdüm ve uyumu sağlamakta büyük güçlüklerle karşılaşmışlar, ayaklanmalara varan sorunlarla boğuşmak zorunda kalmışlardır.

İsmet İNÖNÜ'nün "Milli Şef" sanıyla Cumhurbaşkanı olduğu, tek partili parlamento ve yönetim yapısının bulunduğu, valilerin parti ilbaşkanı olduğu bir dönemde bile, hükümet/iktidar uyumluluğu/istikrarı kolayca sağlanamamış, 1950 yılına dek, çeşitli siyasal çalkantılar yaşandığı görülmüştür.

Öte yandan, 1950 yılında Demokrat Parti ile yeniden başlayan "Çok Partili Demokrasi" sürecinde, hem TBMM çoğunluğu hem de hukuksal değilse bile, bugünküne benzer biçimde "fiilen partili Cumhurbaşkanı Celal Bayar" dönemi ilginç deneyimlerle doludur.

Ki, sonu idamlarla biten bir acıklı "serüven"dir...

Bu deneyimlerden ders çıkarılsa bile yeterlidir, bugünkü "başkanlık/partili cumhurbaşkanlığı"dayatmacılığının yaratığı ağır sorunlar.

Oysa, 1961 Anayasası ile getirilen Parlamenter düzen ve cumhurbaşkanlığı konumu, ülkemizin hala aşılamamış sorunlar içeren ve pek çok duyarlılıklarını gözönüne alan bir yapıdır.

Şöyle ki;
1. İki Meclisli(Meclis ve Senato) yapısıyla TBMM, hem toplumun her kesiminin temsiline olanak sağlayan bir ortak akıl üretimi ve uzlaşma olanağı vermekte, hem de yapılan yasal düzenlemeler ve alınan Parlamento kararlarının, senato üzerinden, akıl, bilim ve evrensellik süzgecinden geçmesi, gelişmiş uygarlık değerleriyle uyum arayışı sağlanabilmekteydi.
2. Yürütme/hükümet, plan ve programlara bağlanmış olarak ve TBMM'nin onayını alarak uygulamalarını yapmakta, ülke kaynakları en gerekli ve öncelikli gereksinmelere yönelik yatırımlar ve hizmetler için kullanabilmekteydi...
3. Cumhurbaşkanı, seçildiği andan başlayarak, tarafsız bir konuma çıkmakta; etnik, dinsel, mezhepsel, siyasal bakımlardan türlü sınıf, kesim ve toplulukları kapsayan, henüz uluslaşma kültürü tam gelişmemiş, yurttaşlık bilinci tam oluşmamış Türk Ulusunun birlik ve bütünlüğünü koruması, devletin tarafsızlığını sağlaması, Cumhuriyetin ilke ve değerlerini gözetmesi beklenmekteydi.

Bu yapı işlememiş midir de, korunamamıştır?

İşletilmemiş, engellenmiş, takoz konulmuş, tökezletilmiştir.

Nasıl olmuştur?

"Çok partili demokrasi" denilen ayartı aracının olanaklarından yararlanarak, geçmişten gelen alışkanlıklarını sürdürmek isteyen, ülke olanak ve kaynaklarını tarih boyunca yapageldikleri gibi kendi çıkarlarına uygun kullanmak isteyen sermayeci, ağa, dinci yobazlıktan oluşan "işbirlikçi ittifakı", emperyalizmin desteğini de arkasına alarak, az çok tüm halkın yararını gözetme olanakları veren bu "demokratik düzen alt yapısı"nı çökertmek istemişlerdir.

Daha, 27 Mayıs Devrimi'nin ertesinden başlayarak, planlı kalkınma sürecine karşı tavır almışlar, halkın temel gereksinimleri için mal ve hizmet üreten kamu kuruluşlarını(KİT) önlerinde engel saymaya başlamışlar, kamusal eğitimin olanaklarından yararlanarak yetişmiş ve bir ölçüde birey ve yurttaşlık bilincine erişmiş olup bağımsızlık, demokrasi, eşitlik, hak ve özgürlük istemlerini yükseltmeye başlamış genç kuşakların sömürü karşıtı siyasal etkinlik ve eylemleriyle de düzenlerinin çökeceğinden korkmuşlardır.

Çözümü de, kanlı saldırılar, sıkıyönetimler, darbeler ve faşizan kurallarla donatılmış anayasal ve yasal düzenlemelerde aramışlardır.

Bugüne dek yaptıkları yetmiyormuş gibi, daha alçakça bir faşizmi kotarmak için boyunları kopasıya debelenmekteler.

"Yeni Anayasa"
"Başkanlık"...
"Partili Cumhurbaşkanlığı"...

Bilinmelidir ki, ne adla anarlarsa ansınlar, büyük ölçüde bozdukları cumhuriyet yapısının değiştirilmesine yönelik her önerileri daha alçakça bir hedefe varmaları içindir.
Hani derler ya, "Allah bir." demelerinden bile kuşkulanılmalıdır bunların...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Bottom Ad

Responsive Ads Here

Sayfalar