Kadın deyince genellikle bir türün cinsel ayrımından söz edildiği düşünülür.
Elbette tartışmasız doğal bir cinsel bir ayrım gerçekliği vardır.
Ama bizim önemsememiz ve öncelik vermek durumunda olmamız gereken yanı, kadının insan niteliğidir.
Çünkü insan oluş ana özyapıdır... Öteki canlılardan, özellikle hayvan türlerinden ayrı bir yolda evrimleşip gelişmek, insanlık niteliklerine erişmek, onbinlerce yılın birikimiyle gerçekleşmiştir.
Bu sürecin ana ögesi kadındır. İnsan türünün kendini üretme ve çoğaltma yeteneğinin yaşam bulabilmesı, yeni insanları yaşama katabilmesi, kadının oluşma ortamı sunmasının sonucudur.
Kadın, bu yetenekleriyle, bir tür yaratıcıdır...
Kendi başına var olamayacak, yaşama, gelişme olanağı bulamayacak bir nesneyi, doğal yaşama katılabilir değişim ve dönüşüme hazırlayan, biçimlendirendir.
O nedenle de yaratıcıdır, kutsaldır. Belki tanrısaldır.
İnsanlığın ilk gelişme aşamalarında, kadının toplu yaşamın başat konumunda olması, bu nitelikleriyle rastlantısal da değildir. Buna bağlı olarak "anaerkillik" insan türünün en doğal ve belki de en insancıl özünü yansıtmaktadır.
İnsanlığın sonraki gelişim aşamalarında, avcılık ve toplayıcılıktan başlayarak, bedensel güce dayalı gereksinim sağlama zorunluluklarının, giderek erkek egemen bir yaşam biçimini dayatması, erkeklerin de bu ortak yaşam sürecini egemenleşme ve kadını kendisine bağımlılaştırma fırsatı olarak kullanmaları, toplumsal değişimin en talihsiz gelişmesini oluşturmuştur dense yeridir.
Çünkü, bu süreç, çok olasıdır ki, başka güç kaynağı oluşturan olanakların da erkeklerin elinde toplanmasını sağlamıştır.
Günümüze dek gelen bu sürecin, insanlık ve özellikle kadın bakımından, en ağır sonucu sınıflaşma ve sermaye boyutuna dönüşmüş üretim araçlarının, erkek egemen bir yapının, hem erkelerin bir bölümünü de kapsayan, ama özellikle kadınların ağırlık taşıdığı emekçi sınıflar üzerinde ağır bir sömürü düzenini yaratmış olmasıdır kanımca...
Bugün, kadınların ayrımcılığın en ağır koşullarından etkilenen toplum kesimi olduğu bir olumsuz gerçekliktir.
Toplumsal yaşama, erkeklerle eş koşullarda katılamamaları, çok önemli hak ve özgürlükleri kullanmaktan uzak tutulmaları, bilim ve teknolojinin bunca gelişkinliğine, eğitim olanaklarının da artmışlığına karşın, şiddet ve öldürüm de içinde olmak üzere, ikinci sınıf varlık ilişkisine düşürülmeleri, bir insanlık suçu olarak neredeyse kesintisiz işlenmektedir.
Bu sürece karşı, kadınların bilinçlenmeleri, örgütlenmeleri ve türlü karşı koyuş uğraşları, yeterli olmasa da erkek kesiminden de destek görmeye başlamaları, kuşkusuz her insan için mutluluk verici bir gelişmedir.
Ne var ki, bu uğraşların başarılı olmasını geciktiren, zorlaştıran önemli sorunları da var. Örn, kadın-erkek eşitliğinin öncelikle kadınların uğraşına bağlı olduğunu, o nedenle de kadın cinsiyetli öncelikler, örgütlenişler, ayrıcalıklar(kota vb.) edinmenin sorunları çözeceğine olan düşünce ve inançların yaygınlaştırılması...
Oysa, sorunun kökeninde, toplu yaşamı düzenleme gücünün(egemenliğin, otoritenin,erkin, kural koyuculuğun...vb) üretim araçları sahipliğinden kaynaklandığını unutmak ya da görmezden gelmek, belki de gözden kaçırmak olduğunu anımsamak gerek.
O nedenle de, kadının özgürleşmesi, toplumun/insanlığın eşdeğer üyesi niteliklerine kavuşması, egemenliğe kaynaklık eden gücün üzerindeki söz sahipliğine bağlıdır.
Özel girişimciliğe dayalı bir toplumsal düzende, sermaye/üretim araçları üzerinde, salt kadınların uğraşlarıyla söz sahibi olma olanağı bulunamayacağı açıktır.
Kadınlar, içinde yaşanılan kapitalist düzenin kadına yönelik kısıtlamalarına boyun mu eğmeliler?
Elbette hayır.
Kadınların özgürleşmesi için içinde yaşanılan düzenin kısıtlamalarını aşma uğraşı kesintisiz ve artarak sürdürülmelidir.
Ancak, gerçek kurtuluşun, tam özgürleşmenin, özel girişimci düzenin, sermaye/üretim araçları üzerindeki erkek egemenliğine dayalı burjuva sınıfının mülkiyetine son vermekle, toplumsal mülkiyete dayalı bir toplumsal yaşama geçmekle olabileceğinin, uğraşın bu temele oturtulduğunda başarıya ulaşabileceğinin bilincine varılmalı artık...
Bu anlayış gereğince, kadınlar ve kadın örgütleri, emekçilerin sınıf ve siyasal örgütlerinin ya yanında ya da içinde olan bir toplumsal uğraşa katılmayı akıl etmelidirler...
Gününüz kutlu olsun kadınlarımız...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder