Türkiye ekonomisi siyasi çalkantılar arasına sıkışıp kalmış konumda. Siyasi gerginlikler ve
şiddet elbette ki ulusal ekonomik dengeleri yaralayacak ve kırılganlıkları arttıracaktı. Nitekim
Türkiye ekonomisinin 2009 krizinden bu yana yaşamakta olduğu gerçekler dalgalı ve oynak
büyüme, yüksek enflasyon, durgun yatırımlar ve süregelen dış açık olarak kendisini belli
etmekte.
Medyaya servis edilen “mucize büyüme” ve “ ... ama çalışıyorlar” türü öykülerden geriye
kalanlar ise yüzde 3.5 – 4 bandında sıkışıp kalan büyüme; yüzde 10 üstündeki işsizlik oranı ve
yüzde 8 – 10 düzeyine yapışıp kalan enflasyon olarak gözlenmekte. Bu sürecin önemli bir
başka özelliği ise ulusal tasarruf oranı geriler iken, yatırımların durgunluğa itilmesi ve cari
işlemler dengesinin sürekli açık vermesi olarak belirlenmekte. Cari işlemler açığının
öncelikle merkez bankasının rezervlerinin eritilerek karşılanması ve bir yandan da (net hata ve
noksan diye adlandırılan) kaynağı belirsiz kayıt dışı sermaye ve sıcak para akımları ile finanse
ediliyor olması gerçeği ise ekonomide kırılganlığın derinleşmesine yol açmakta. Son olarak
geçen hafta boyunca Türk Lirasının ABD doları karşısında son derece oynak ve dalgalı bir
seyir izlemesi, ulusal ekonomide ileriye yönelik sözleşmelerin belirsizliğe sürüklenmesine ve
yatırım ve ihracat kararlarının olumsuz olarak etkilenmesine yol açmakta.
Türkiye 2008/2009 krizi sonrasında durgunlaşan ekonomisiyle birlikte, yatırım kapasitenin
durgunlaştığı ve dengesizliklerin arttığı bir görünüm sunuyor. Bunun sonucunda, tüm bu
belirsizliklerin ve toplumsal şiddet olgusunun yarattığı ana sorunu nihai olarak üretkenlik
kayıpları biçiminde gözlemekteyiz.
Aşağıdaki Tablo bu gözlemin uluslararası boyutta kıyaslamasını sunmakta. Tabloda 2011 ve
sonrası (büyük durgunluk diye anılan) dönemde çeşitli OECD üyesi ülkelerde yaşanan
ekonomik verimlilik verileri sergileniyor. Çalışan başına milli gelir üretimi (emek
verimliliği) söz konusu dönemde OECD ülkelerinde yılda ortalama olarak yüzde 0.45 (binde
4.5) artış göstermiş. Bu oranının düşüklüğü, küresel boyutta 2009 krizi sonrasında üretkenlik
kazanımlarının nasıl da durgunlaştığını belgeliyor.
OECD verilerine göre Şili, Slovakya ve Avusturya yüksek verimlilik kazanımları yaşayan
ülkeler. Polonya ve İspanya da görece yüksek verimlilik yaşamakta. Ancak tabloda ülkemizi
ilgilendiren gözlemler daha çarpıcı. Türkiye, İngiltere ve Macaristan ile birlikte OECD
ülkeler grubu içerisinde negatif üretkenlik yaşayan üç ekonomiden birisi. Türkiye’de 2011
sonrasında üretkenlik hızı yüzde negatif 0.03.
Ekonomide verimliliğin bu şekilde gerilemesinin, vasıfsız nitelikli işgücü kullanımının
yaygınlaşmasına, Türkiye’nin ana ihracat kalemlerinin çoğunlukla vasat ve orta derece
teknolojili ürünlere sıkışıp kalmasına ve ileriye yönelik yatırım kararlarının derinleşen
belirsizlikler ve siyasi şiddet altında ertelenmesine yol açmakta olduğunu görmek zor değil.
Yatırımsız ve sürdürülemez nitelikli büyüme, artan dış borçlanma ve kayıt dışı sıcak para
akımlarına dayalı dengesizlikler ile birlikte, ekonominin istikrarsız biçimlerde
dalgalanmasında ve verimsizleşmesinde baş rol oynamakta.
Üretkenlik Ortalama Büyüme Hızı (%)
Şili 2.94
Slovakya 2.21
Avusturya 2.06
Polonya 1.48
İspanya 1.41
Rusya 1.35
Kanada 1.12
Meksika 0.92
Fransa 0.64
Japonya 0.59
Almanya 0.51
Portekiz 0.47
OECD Ortalaması 0.45
Kore 0.43
Çek Cumh. 0.39
ABD 0.19
Yunanistan 0.15
Italya 0.06
TÜRKİYE -0.03
İngiltere -0.09
Macaristan -0.32
Kaynak: OECD (2016), GDP per hour worked (indicator)
Tüm bunlar sürerken, ekonomik sorunların aşılması için Merkez Bankası’ndan faizleri
düşürmesini beklemek ne derece doğru?
şiddet elbette ki ulusal ekonomik dengeleri yaralayacak ve kırılganlıkları arttıracaktı. Nitekim
Türkiye ekonomisinin 2009 krizinden bu yana yaşamakta olduğu gerçekler dalgalı ve oynak
büyüme, yüksek enflasyon, durgun yatırımlar ve süregelen dış açık olarak kendisini belli
etmekte.
Medyaya servis edilen “mucize büyüme” ve “ ... ama çalışıyorlar” türü öykülerden geriye
kalanlar ise yüzde 3.5 – 4 bandında sıkışıp kalan büyüme; yüzde 10 üstündeki işsizlik oranı ve
yüzde 8 – 10 düzeyine yapışıp kalan enflasyon olarak gözlenmekte. Bu sürecin önemli bir
başka özelliği ise ulusal tasarruf oranı geriler iken, yatırımların durgunluğa itilmesi ve cari
işlemler dengesinin sürekli açık vermesi olarak belirlenmekte. Cari işlemler açığının
öncelikle merkez bankasının rezervlerinin eritilerek karşılanması ve bir yandan da (net hata ve
noksan diye adlandırılan) kaynağı belirsiz kayıt dışı sermaye ve sıcak para akımları ile finanse
ediliyor olması gerçeği ise ekonomide kırılganlığın derinleşmesine yol açmakta. Son olarak
geçen hafta boyunca Türk Lirasının ABD doları karşısında son derece oynak ve dalgalı bir
seyir izlemesi, ulusal ekonomide ileriye yönelik sözleşmelerin belirsizliğe sürüklenmesine ve
yatırım ve ihracat kararlarının olumsuz olarak etkilenmesine yol açmakta.
Türkiye 2008/2009 krizi sonrasında durgunlaşan ekonomisiyle birlikte, yatırım kapasitenin
durgunlaştığı ve dengesizliklerin arttığı bir görünüm sunuyor. Bunun sonucunda, tüm bu
belirsizliklerin ve toplumsal şiddet olgusunun yarattığı ana sorunu nihai olarak üretkenlik
kayıpları biçiminde gözlemekteyiz.
Aşağıdaki Tablo bu gözlemin uluslararası boyutta kıyaslamasını sunmakta. Tabloda 2011 ve
sonrası (büyük durgunluk diye anılan) dönemde çeşitli OECD üyesi ülkelerde yaşanan
ekonomik verimlilik verileri sergileniyor. Çalışan başına milli gelir üretimi (emek
verimliliği) söz konusu dönemde OECD ülkelerinde yılda ortalama olarak yüzde 0.45 (binde
4.5) artış göstermiş. Bu oranının düşüklüğü, küresel boyutta 2009 krizi sonrasında üretkenlik
kazanımlarının nasıl da durgunlaştığını belgeliyor.
OECD verilerine göre Şili, Slovakya ve Avusturya yüksek verimlilik kazanımları yaşayan
ülkeler. Polonya ve İspanya da görece yüksek verimlilik yaşamakta. Ancak tabloda ülkemizi
ilgilendiren gözlemler daha çarpıcı. Türkiye, İngiltere ve Macaristan ile birlikte OECD
ülkeler grubu içerisinde negatif üretkenlik yaşayan üç ekonomiden birisi. Türkiye’de 2011
sonrasında üretkenlik hızı yüzde negatif 0.03.
Ekonomide verimliliğin bu şekilde gerilemesinin, vasıfsız nitelikli işgücü kullanımının
yaygınlaşmasına, Türkiye’nin ana ihracat kalemlerinin çoğunlukla vasat ve orta derece
teknolojili ürünlere sıkışıp kalmasına ve ileriye yönelik yatırım kararlarının derinleşen
belirsizlikler ve siyasi şiddet altında ertelenmesine yol açmakta olduğunu görmek zor değil.
Yatırımsız ve sürdürülemez nitelikli büyüme, artan dış borçlanma ve kayıt dışı sıcak para
akımlarına dayalı dengesizlikler ile birlikte, ekonominin istikrarsız biçimlerde
dalgalanmasında ve verimsizleşmesinde baş rol oynamakta.
Üretkenlik Ortalama Büyüme Hızı (%)
Şili 2.94
Slovakya 2.21
Avusturya 2.06
Polonya 1.48
İspanya 1.41
Rusya 1.35
Kanada 1.12
Meksika 0.92
Fransa 0.64
Japonya 0.59
Almanya 0.51
Portekiz 0.47
OECD Ortalaması 0.45
Kore 0.43
Çek Cumh. 0.39
ABD 0.19
Yunanistan 0.15
Italya 0.06
TÜRKİYE -0.03
İngiltere -0.09
Macaristan -0.32
Kaynak: OECD (2016), GDP per hour worked (indicator)
Tüm bunlar sürerken, ekonomik sorunların aşılması için Merkez Bankası’ndan faizleri
düşürmesini beklemek ne derece doğru?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder