Ankara da heyecan vardı. Ankara’da on binlerce CAN vardı. Canlıydı hepsi . Canlar, can olmuştu. O canlar ki, candan yurtseverdiler. Yürüyorlardı Ankara’dan İstanbul’a. En önde M.Kemal Atatürk vardı; İsmet İnönü ve Bülent Ecevit vardı, Kemal Kılıçtaroğlu vardı. Omuz omuzaydılar, omuzlarında Türkiye vardı. Kılıçtaroğlu “Adalet” diyordu; demokrasi diyordu; cumhuriyet diyordu. Ve Türkiye diyordu. Yürüyordu halk, yürüyordu halkın bağrından çıkan CHP’si. Başları dik, alınları açıktı. Yüreklerinde yurt, bileklerinde emek vardı. Nefesler tutulmuş; her nefes bir bayrak olmuştu. Ve bayraklar dalgalanıyordu. Ve maviydi gökyüzü. Kızılay Meydanı deniz olmuştu. Deniz dalgalı, deniz öfkeliydi. On binler yürüyordu Kızılay’dan Ulusa. Halk sel olmuş akıyordu ulustan İstanbul yoluna.
Yollar uzak, yollar yakındı. Yollar, yoldu. Varılacak yer belliydi. Yine cumhuriyet, yine demokrasiydi meskenimiz. Kurtuluş savaşının değerleri ile cumhuriyetin kazanımları ya korunacaktı, ya da bağ bozumu gibi savrulacaktı.
Ve “ADALET” caddelerden , sokaklardan ve tarlalardan yürüyordu.
“Peki ADALET neydi ? Mülkiyetin temeli miydi.? Mülk sahibi olmayanların adaleti yok muydu ? Bence , ADALET tek sözcükle , İNSAN HAKLARIYDI….
İSTANBUL GİRİŞ MALTEPE MİTİNGİ
Ankara, 9 Temmuz sabahı bir başkaydı. Yollar, İstanbul’u gösteriyordu. Yollarda yürüyen insanlar bir arayış içindeydiler. Aradıkları bir teraziydi. “Adalet Yürüyüşü” nü İstanbul’da taçlandırmak, anıtlaştırmak için , insanca kucaklaşmak için,, zamanı birlikte solumak, birlik gülüp, ve birlikte paylaşmak için , barışık ve barışı yaşamak için, güneşin doğması gibi otobüslere koşuyordu.
Yürüyüşçülerin gözleri ışıl ışıldı. Tebessümleri ortaktı. Yollar sevinç yüklüydü. Umut yüklüydü. Yoksullar vardı, işi olmayanlar ve işi olanlar da vardı. Kadın- erkek, çoluk- çocuk, genç ve yaşlılar vardı. Adalet istiyorlardı. İsteyenler halktı. Ve halk yollara dökülmüştü.
Can, hareketti. Hareket emeklemekti ve ayağa kalkıp yürümekti. Yürümek, istemekti; istenmekti. Yürekleri birleştirmek, sevinçleri yaşamak, gözyaşların silmekti yürümek. Düşünmekti, anlatmaktı, anlaşmaktı yürümek. Tek başına yürümek, yürürken tek başına milyonlara dokunmaktı. Milyonların kucaklaşması ve solumasıydı.. Ve “ YETER” demekti yürümek. Yolsuzluğa karşı, insan halklarını ihlallerine karşı, hukuksuzluğa karşı olmaktı yürümek.
“Akın vardı akın .. “ Kartaldan, Dragosa, Dragostan. Maltepe’ye akın vardı. Halk yürüyordu. Yürüyüşte coşku vardı. Özlem vardı. Milyonlar yürüyordu. Milyonlar bir insan olmuştu sanki. Bir el, bir ağız, bir soluk, bir şiir, olmuşlardı. Bir türkü, bir söz olmuşlardı.
Dragostan tek başına yürüyen bir lider vardı. Gülen yüzüyle, emin adımlarıyla, zulme meydan okuyan bir lider, soluk alamayanları soluk, susuzluktan ağzı kurumuşlara su olan bir lider İstanbul’dan haykırıyordu. “ADALET ”diyordu.
Ve şu duygu ve düşünceleri de belirtmek gerekir ki ;Türkiye emin ellerde, emin düşüncelerde ve emin yüreklerde olduğunu görmek, ayrıca bir güzelliktir
Bir elde kaç parmak olduğunu fark etmekte zorlanalar, hemen açıklama yarışına giriyilorlar.Tereddütü olanlar, önce parmaklarını bir saysınla r da görelim Sayanlara ;”önce kaç parmağınız var sayın da görelim” derim.. Alan yetersizdi. da salt insanlar yoktu, alanlanda sevgi vardı, alanlarda, yürekler vardı. Düşünceler vardı, alanda adalet, demokrasi ve barış vardı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder