Demokrasi, eğer bireyleşmiş, yurttaşlaşmış insanların, kendi hak ve çıkarlarını, özgürlüklerini, eşitlik, özgürlük ve kardeşlik ilkelerine dayalı bir temsil düzeni içinde, akıl ve bilimin yol göstericiliğinde gereksinmelerini karşılamak üzere, halkın kendi kendisini yönetmesiyse, "sokağa çağrılan halk" neyi savundu...?
Ulusal gelir dağılımının Cumhuriyet döneminin en ağır bozulmasına uğradığı, işsizliğin 3-5 milyonlara demir attığı, yoksulluk sınırında 30 milyon, açlık sınırında 3 milyonun üzerinde seyrettiği, iç-dış borcun 400 milyon doları aştığı, tarımın çökertilip saman ve et ithal eder duruma gelindiği, sanayileşme atılımının geri dönülemez biçimde durdurulduğu, eğitimin dinsel-mezhepsel bir kuşatmaya düşürülüp akıl ve bilimden koparıldığı, sağlığın sermayenin rant alanına dönüştürüldüğü, devletin yargısından, yasamasına, üniversitesinden, askeri ve güvenlik birimlerine, bürokrasinin her aşamasına dinci-mezhepçi-işbirlikçi bir kadrolaşmanın çullandırıldığı, tüm komşu devletlerle düşmanlaştırıldığı, bu süreci 15 yıldır yönetenlerin ayyuka çıkmış, rüşvet, yolsuzluk ve kamu kaynak ve birikimlerini yabancılar, yandaşları ve yakınlarıyla talan ettiği, buna karşın %50'lere yakın oy alınabilen seçimler yaşanabildiği... bir ülkede hangi demokrasiden söz edilebilir...?
Bu koşullardan onca zarar gören, her günü öncesinden daha kötüleştiği, her tür matematikle ölçümlenebilen bir halk, kendisini bu duruma düşüren bir düzenin demokrasi olduğuna nasıl inananabilir?
Daha acınası bir yön de, dünyanın neresinde ve tarihin hangi aşamasında, imamların ezan sesleri ve çağrılarıyla demokrasi savunulur?
En önemlisi de, demokrasi, eninde sonunda, iyi örgütlenmiş toplumsal sınıf ve kesimlerin demokratik kitle örgütleriyle getirilir, geliştirilir ve gerektiğinde savunulur...
Hangi, birlik, konfederasyon, sendika, dernek...vb demokrasiyi savunmak üzere temsil ettiği kitleleri "demokrasi"yi savunmaya çağırmıştır...?
Bir durup düşünmeli değil mi?
Ellerinizle büyütüp beslediğiniz ve devletin her kurum ve birimine sızdırıp yıllardır ağırladığınız beslemeler, kamu kaynak ve olanaklarını paylaşım biçiminize karşı tavır alınca, ayağa kalkıyorsunuz?
Payınıza, eski paydaşınız, dayanışmacınız, suç ortağınız, el uzatınca da eziyor, sonra da "demokrasi"yi kurtarıyorsunuz...
İnanılır mı?
O zaman nedir savunulan?
Açıkça, onurluca ve namusluca söylenmeli: Yukarda özetlenen "haller" dünya tarihinin en alçak ve kanlı düzeni olan kapitalist emperyalizmin ve işbirlikçilerinin iktidarını pekiştirme, sömürüyü kalıcılaştırıp güvenceye alma kumpasıdır?
Savunulan sömürüdür...
Hem de, silahı, medyası, selâsı-ezanı, siyasetiyle...
Yutan yutsun... Ben yutmadım.
Yutmayacağımda...
* Güncel durum için de geçerliliği sürdüğünden yinelenmiştir...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder