Hepimiz AKP iktidara geldiğinden bu yana endişe duyduk. Çünkü, bir Ulusal Kurtuluş Savaşı’yla kazanılmış Türkiye Cumhuriyeti’ni tehlikede görüyorduk. Cumhuriyet’in bize sağladığı insanlık ve yurttaşlık haklarını ve özgürlüklerini yitireceğimizden endişe duyuyorduk. Aydınlanma devrimiyle kazandığımız akıl ve bilim yolundan saptırılacağımız kaygısındaydık.
Yeniden, dinsel mezhepsel kılıflarla örtülmüş, hurafelerle kirletilmiş, akıl ve mantık dışı, çağın yaşama anlayışına döndürülmekten korkuyorduk.
Büyük ölçüde yitirilmiş bağımsızlık ve ulusal egemenliğimiz elimizden çıkmasından telaşlıydık.
Cumhuriyetin dişle tırnakla oluşturduğu kamusal kaynak ve olanakların elde kalanlarının da yerli yabancı yakın ve yandaşlara peşkeş çekilmekte olduğunu gözlemekteydik.
Bu işbirlikçi dinci- gerici- faşist siyaset çetesinin demokrasiyi bir araç olarak gördüğünü biliyorduk. Bu uğurda her yol ve yönteme başvuracak kadar, kayıtlı takiyyecilklerinden kuşkumuz yoktu.
Hedeflerine ulaşmak için her türlü insan dışı vahşiliklere başvurduklarına tanık olmuştuk.
Kahramanmaraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı unutmamıştık…
Şimdi artık, yanılmadığımız apaçık ortada.
Çünkü, son 15 yılı aşan iktidar uygulamaları hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak kadar kanıtlıyor ki;
1. Cumhuriyete ve temel niteliklerine, hatta varlığına, düşmanlıklarını açıkça sergilemekteler.
2. Demokrasinin en temel ilke, kurum ve kurallarını çiğnemekten kaçınmıyorlar.
3. Anayasa, yasa, uluslararası hukuk ve insanî değerleri yok sayıyorlar.
4. Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığını açıkça ortadan kaldırmaktan çekinmiyorlar.
5. Üniversiteleri bilim yuvası olmaktan çıkardılar.
6. Eğitimi medrese döneminden daha geri bir konuma düşürdüler.
7. Cumhuriyetin bürokrasisini, tarikat-cemaat-yandaş çeteleşmesine teslim ettiler.
8. Her türlü yolsuzluk, rüşvet, talan, peşkeş, çalma-çırpma, hırsızlık olağanlaştırıldı.
9. Örgütlenme, hak arama, özgürlük kullanma suça dönüştürüldü.
10. Kamuoyunun gerçekleri öğrenme olanakları, medya teslim alınıp baskılanarak ortadan kaldırıldı.
11. Gazeteciler, muhalifler, eleştirenler ve uyaranlar düşman gibi yaftalanarak, gözaltı, tutukluluk, hapislikle sindirildi.
12. Sayıları yüzbinleri aşan, bilim insanı, öğretmen, asker, memur, öğrenci, gazeteci… suçlu olup olmadıklarını ortaya koyacak bir sorgulamadan, yargılamadan geçmeksizin işinden atıldı ya da hapsedildi.
13. En önemlisi de, son “Anayasa Referandumu” ile İktidarın bu delice gidişini durdurmak çırpınışıyla, %50’yi aştığına herkesin inandığı “HAYIR” oyu sonucu, yasaya aykırı bir YSK kararıyla tersine çevrildi.
Ulusal egemenliğin temsilcisi TBMM, bu hukuk ve meşruiyet dışı uygulamaları görüşme, tartışma, inceleme, araştırma, soruşturma olanaklarından yoksun bırakıldı.
Büyük ölçüde teslim alınmış ve yandaşlaştırılmış yüksek yargı makamları da hak ve adalet arayışlarına kulak tıkamış görünmekte.
İşte bu koşullar, ülkemizde Cumhuriyeti ve demokrasiyi savunma gereğine inanan insanları yeni yollar aramaya zorlamaktadır.
Meclis içi her türlü seçeneğin tükendiğini ve tıkandığını gören Anamuhalefet Partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu da bu koşulların zorlamasıyla ve “Artık bıçak kemiğe dayandı.” diyerek, elinde “ADALET” yazılı bir pankartla yollara düştü.
Ankara’dan başlayıp İstanbul Maltepe Cezaevi’ne dek sürecek bir “UZUN YÜRÜYÜŞ”e çıktı.
Ülkemizin, Cumhuriyet ve demokrasi değerlerini savunmak gereği duyan, insanca yaşamak için hak, eşitlik, özgürlük isteyen tüm siyasal partileri, demokratik kitle örgütleri ve çağdaş yurttaşları bu yürüyüşe katılmalı, destek olmalı, elden gelen katkıyı esirgememeli, hedefine ulaşmasına çaba harcamalı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder