DURUM "ANAYASA SORUNU"NU ÇOKTAN AŞMIŞTIR - Yeni Bin Yıl

Breaking

18 Ocak 2017 Çarşamba

DURUM "ANAYASA SORUNU"NU ÇOKTAN AŞMIŞTIR

Ülkemiz, önceki uygulamalarla ortamı hazırlanan, şimdilerde de belki de bir iç çatışmaya, hatta savaşa, doğru hızla itilen bir toplumsal gerilime sürüklendi...

Özellikle de "Cumhurbaşkanlığı sistemi" denilen ve aslında "rejim değişikliği" olduğunu sokaktaki yurttaşında bilebildiği, bir Anayasa Değişikliği Süreci bu gelişmelerin baş nedenine dönüştü.

Oysa, şimdi Anayasa değişikliği ile yetkilendirilerek, "HİTLER"leştirilmek istenen kişi, herkesin, sanki olağanmış gibi, "fiilî durum" diye andığı bir suç işleme sürecini bize de, dünyaya da izlettirmektedir.

Öncesine bakmasak bile, milletvekili olup siyasal lider, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olduğundan bu yana, ulusun gözünün içine baka baka, Anayasa başta olmak üzere, neredeyse tüm yasaları hiçe saymıştır...

Bu nedenle, yargı önüne çıkmasını sağlayacak girişimleri de, yine yasal olmayan yöntemlerle aşmıştır.

Buna herkes tanıktır.

Bu durumda, kendisini ne Anayasa, ne yasalar, ne de devlet yönetim geleneği ve demokrasi etiğiyle sınırlı görmeyen birisi, bu "fiilî" durumunu yasallaştıracak diye çığlıklar atılmakta...

Atılsın elbet çığlıklar...

Çünkü çok kötü bir sonuç öngörülüyor haklı olarak...

Şimdiki ve gelecekteki kuşakların, yurt ve ulusun ve hatta devletin geleceğine ilişkin korkular, belki de hiç bu kadar gerçekçi değildi...!

Ama, bir şeyi gözden kaçırmamak gerekmiyor mu?

Sanki, Anayasal, yasal, hukuksal ve meşru bir siyasal mücadele yürüyormuş da, "milletin çoğunluğu"nun desteğine sahip birisi, bu siyasal olanağı, demokratik yol ve yöntemlerle "kendi davası" uğruna kullanmaktaymış gibi bir ön benimseyiş algısı ne oluyor?

Yaşananlar, böyle bir şey midir gerçekten...?

Yoksa, Uluslaşmaya, Ulusal Kurtuluş Savaşı'na, Cumhuriyete, kurucularına, devrimcilerine, benimseyenlerine, koruyucularına ve ilerletip çağdaş uygarlığın üstüne çıkarma çabasındakilere, baştan beri düşman bir düşüncenin sürdürücülerinin, geçmişte yasadışı, günümüzdeyse, demokrasinin yasal koşularını kullanarak, düşmanlıklarını gösterme,öc alma ve tüm kazanımlarını silip yok etme girişimi midir?

Bu ulusun ve gelecek tüm kuşaklarının akıl, bilim ve teknolojik olanakların gereklerine göre bireysel ve toplumsal yaşamını düzenlemesi, hak ve özgürlüklerini yeterince kullanması, yurdun olanak ve kaynaklarından adil biçimde yararlanması, bir kişinin insafına terkedilebilir mi?

Bir düşünmek gerekmez mi?

Öyleyse, bir "suç örgütü"nün, suç işleme sürecini örtüleme işlevi görmüyor mu bu demokrasicilik, "milli iradeci"lik gösterileri...

Bu sözde demokrasi iki yüzlülüğü, son 60-70 yıllık süreçte pek çok kez kandırılmış bu halkı, bir kez daha, belki de son kez daha, kandırmaca olmuyor mu?

Bir devlet, hele az çok demokratikse, onun çatısı altında yaşayan ulus, kendi yaşamını ortadan kaldırma çabasında olduğu açık seçik görünen bir "suç örgütü"ne nasıl sessiz kalabilir?

Bu süreç bir Anayasal ya da yasal düzenleme süreci mi sizce?

Yoksa, yurda, ulusa, devlete, Anayasa'ya, yasalara karşı işlenen bir "suçlar dizisi" mi izlediğimiz?



"Acaba bizi bir suç örgütü mü yönetmekte?" sorusu çok mu gerçek dışı olur? 

Birileri, özellikle kendilerine bu Cumhuriyetin "Cumhuriyet Savcısı" sanı ve yetkisi verilenler, adamlarsa, bu durumu açıklayabilirler mi bize...?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Bottom Ad

Responsive Ads Here

Sayfalar