KİMSESİZ CUMHURİYET - Yeni Bin Yıl

Breaking

20 Aralık 2016 Salı

KİMSESİZ CUMHURİYET

Bu kara terör günleri yaşanırken, güvenlik ve yargı çevrelerinden, siyaset dünyasından, medyasından, sokaktaki sıradan yurttaşlara dek, herkes kendince nedenlerine kafa yoruyor.

Ve yine herkes, bilindik terör örgütlerini, arkasındaki olası devlet desteklerini sıralıyor, bolca lânet okuyor, sorumlu sayıyor, ya da arıyor.

Büyük çoğunluk ülkemizin bir “beka” sorunu yaşadığını düşünüyor ve seslendiriyor.

Üzüntüler, kaygılar, öfkeler, kızgınlıklar, korkular, gelecek endişeleri… yansıyor sözlerden, davranışlardan.

Bunların içtenlikli ve yurtseverce tepkiler olduğundan kuşkumuz yok.

Ancak, açık yüreklilikle ortaya koymalıyız ki, bu tepkilerin birçoğu uzun zamandır oluşturulan algı oluşturma süreçleriyle sakatlanmış, duygusallık ya da önyargı yüklü…

“Türkün Türkten başka dostu yoktur.”

“Yükselen Türkiye’ye çelme takılıyor.”

“Siyonizmin Türk ve Müslüman düşmanlığının saldırıları. ”

“Halkımızın koyunluğunun yol açtığı sonuçlar.”

“Dünya liderliğimizin önü kesilmek isteniyor.”

“Yeni haçlı saldırıları başlatıldı.”

“Kâfirler, Müslümanlara karşı.”

Daha da sayılabilir.

Ama bu değerlendirmeler asıl nedene ve ona bağlı olarak ortaya çıkmaya başlayan asıl soruna açıklık getirmiyor.

Çünkü, ne olup bittiğini doğru temellendirecek gerçeklikler ya görmezden geliniyor ya da yeterince ayırtına varılamıyor.

Öncelikle bir tarihsel gerçekliği göz önüne almalı. Türkiye Cumhuriyeti, kuruluş ve gelişmesiyle, dünyanın öteki devletlerinden oldukça ayrı koşulların ürünü olan bir özel örnek devlettir.

Çünkü, kapitalizmin emperyalizm/yayılmacılık aşamasının en azgın dönemini yaşadığı, bu amaçla insanlık tarihinin en kanlı iki paylaşım savaşıyla dünyayı kana boğduğu, neredeyse dünya coğrafyasının dörtte üçünün sömürgeleştirip paylaşma derdinde olduğu, insanlığın büyük bölümünü köleleştirdiği bir süreçte, planları bozan bir iş başarmıştır.

Ulusal Kurtuluş Savaşı ve sonrasındaki Cumhuriyet Devrimleriyle, emperyalizme direnilebileceği, kendi yurdunda bağımsız yaşanılabileceği, ulusal egemenliğe dayalı ve yurttaş eşitliğini temel alan bir özgür yaşam olanağının yaratılabileceğini ortaya koymuş, yüzyılların sömürgelerine bir tür aydınlanma fişeği olmuştur.

Bu öncülük ve örneklik, Türk Ulusu için bir onur ve gurur tablosudur her yurtsever ve ulussever için elbette. Ama bir de emperyalizmin sömürü zenginliğiyle başı dönen, bencilleşen, başı göğe eren ve acımasızlaşan dünya tekelci sermayesi için ağır bir suçtur.

En ağır biçimde de cezalandırılmalıdır.

İşte bu nedenle, genç Cumhuriyet daha emekleme aşamasından başlayarak, çelmelenmeye, örselenmeye, tepelenmeye girişilmiştir.

Daha Kurtuluş Savaşı için ayağa kalkarken çıkarılan iç ayaklanmalar, sonrasında da sürdürülmek istenmiş, en değerli kaynakları barındıran misak-milli topraklarının bir bölümünden uzaklaştırılmıştır.

Cumhuriyetin, onca yıkımın altından kalkarak, yeniden dirilişe geçirdiği ulusal uyanış ve aydınlanmaya yürüyüş sürecini oluşturan ekonomik, toplumsal, siyasal, hukuksal, kültürel, devrimler; özellikle eğitim, sağlık, sanayileşme seferberliği, bireysel ve toplumsal özgürleşme bilinci yaratmaya, çağdaş yurttaşlık üretmeye başladığında, emperyalizm işbirlikçileri eliyle yeniden sinemize sızmıştır.

Bu kez, Cumhuriyetin özgürlükleriyle ve savaş koşullarının denetim yetersizliğinin olanaklarıyla palazlanan, halkımızın deyimiyle “biti kanlanan”, toprak ağası, vurguncu bezirgân/tüccar ve devlet desteğiyle beslenmiş sermayeci takımı, bu eşitlik, özgürlük ve adalet temelli aydınlanma sürecinin kendilerine de yönelebileceğinin korkusuna düşmüştür.

Emperyalizmin Cumhuriyetten öc alma planlarının en has işbirlikçileri artık hazırdır. İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında ortaya çıkan koşullar, bu fırsatı fazlasıyla yaratmıştır.

Bir yanda, ABD öncülüğündeki Batı Emperyalist sömürgeciler, öte tarafta, Ulusal Kurutuluş Savaşımızın en değerli destekçisi Lenin’in önderliğinde kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği. Başlarında da, emperyalist kuşatmaya direnebilmeyi diktatörlük yöntemine dayandırmış Stalin…

Dönemin iktidarı, bürokrasisine, ekonomisine ve siyasal yaşamına egemen olmaya başlamış olan, ağa, bezirgân- sermayeci takımına direnme gücünü gösterememekte…

İşte bu koşullar, Cumhuriyetin inlerine sinmek zorunda bıraktığı, sözde dinci tarikat, cemaat ve tekke çevrelerine uygun bir açığa çıkma, çoğalma, yayılma, devlet ve siyaset kurumlarına sızma sürecinin de önünü açmıştır.

Batı Emperyalizmiyle uyuşma uğruna atılan “çok partili yaşam ve sözde demokrasi”ye geçiş adımları da, devlet olanaklarından yararlanarak, Cumhuriyeti aşındırma olanaklarını sunmuştur.

Kendilerine engel gördükleri aydınlanma ocağı köy enstitülerinin kapatılması, imam-hatiplerin ve kuran kurlarının yaygınlaştırılması, siyasal partilerde kadrolaşma, ekonomik alanlarda köşe tutma, bürokrasiye yerleşme… adımları, bu aşamanın temel taşları olmuştur.

Sonrasında yaşanan yaklaşık 70 yıla yaklaşan süreç, dinci-gerici-işbirlikçi takımının programlaşma, örgütlenme, kurumlaşma, devlet ve Cumhuriyet kurumlarına, kuruluşlarına yerleşme, işbirliği içinde oldukları emperyalizm temsilcileriyle ortak gelecek tasarımlarını olgunlaştırma aşamasıdır ki, bugünler o olgunluğa erişildiğinin kanıtlarını oluşturmaktadır.

Artık, Cumhuriyet, kendi kaynak ve olanaklarıyla teslim alınmıştır.

Yasaması, yargısı, bürokrasisi, güvenlik güçleri, ordusu, eğitimi, sağlığı, en önemlisi tüm ekonomik ve mali kaynaklarıyla.

Daha daha önemlisiyse, Atatürk’ün emanetçisi gençliğiyle…

Şimdi, bu aşamanın hukuksal değilse de, Anayasal ve yasal yapısıyla çatısı kondurulmak ve bir “alçak suç örgütü”ne sözde “meşruiyet” kazandırılmak istenmektedir.

Evet, gelinen aşama, “Kimsesizlerin kimsesidir” diye bildiğimiz Cumhuriyet kendisi kimsesizleştirilmektedir…

O nedenle, ne yurdunu, ne ulusunu, ne dişiyle tırnağıyla biriktirdiği olanaklarını koruyamaz duruma düşürülmüştür.

Kimsesizleştirilen Cumhuriyet, “emanet”lerini de koruyamamaktadır.

Durum budur ve artık yeter denilmelidir…

Gerekiyorsa da baştan başlanmalıdır…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Bottom Ad

Responsive Ads Here

Sayfalar