Söz çobanlıktan açıldı ya, ben de söz bir çift söz edeyim dedim.
Bizim oralarda, iki tür çobanlık akla gelir söz açılınca.
Birisi bildiğimiz çobanlıktır. Köyün koyun, keçi, sığır sürsünü güdüp otlatan. Emekçidir yani...
Birisine de "bok çobanlığı" derler.
Kolayından yaşayan, işe güce bakmaz, çalıp çırpar, haylazlık eder, kavga yapar, ipe sapa gelmez adamdır.
"Eee, senin oğlan n'apıyor bakalım?" denilince, eğer böyleyse oğul, baba ezile büzüle yanıt verir:
"Bok çobanı..."
Eniştem de çobandı. Köyün sığırtmacı...
Ben de yaz başlarken ilkokul tatile girince, yardım olsun diye yanına gönderilirdim.
Çöne yani...
Bir tür çoban çırağı oluyorsunuz.
Eğer sürü dağılır ya da ayrılan sığırlar olursa, koşturup onları sürüye katarsın. Bazan da "bünelek" dediğimiz, sinekgillerden bir tür sırtlarına iğnesiyle yapışıp da canlarını çok yakınca, kuyruklarıyla uçurup uzaklaştıramazlarsa, dellenenler can havliyle oraya buraya koşarlar. Dur durak da bilmezler o sıra... İşte onları yakalamak, yeniden sürüye katmak da çönenin işidir. Yakalayana dek ter insanın bir yerlerinden çıkar...
Demem o ki, az çok çobanlığın ilköğretim aşamasını bitirmiş sayılırım.
Diploma sorulursa da şak diye gösteririm...!
Öyle kolay iş değildir çobanlık...
Kaçaksaraylarda, çalma çiftliklerde, vurgun villalarda, rüşvet gemiciklerde, milyarlık kamu uçaklarında, sayısı bilinmez mersedeslerde, binlerce korumacılarla filan bozuntuluk yapmaya benzemez...
Hele, devlet mevlet de görmez çobanı. Nüfusta kaydı bile olmayabilir...
Ama asıl anlatacağım bu değil.
O sığırlar var ya, çobanın gözünde birer emanettir...
Hani hıyanet edilemeyen şey...
Çoğu yoksul köylülerinindir.
Hani başın sıkışınca imecene koşan, çorbasını, bazlamasını, yufkasını bölüşüveren.
Gözün gibi bakacaksın.
En iyi otlaklara götürecek, en çağıltılı derelerde sulayacak, en koyu gölgelerde dinlendireceksin.
Çok değerlidir dana, düve, tosun, inek...
Çünkü onların her biri bir yoksul köylünün umududur.
Etidir yiyemediği...
Sütüdür içemediği.
Kurbanıdır esirgemediği.
Yatılı okuldaki ya da askerdeki oğlunun harçlığıdır.
Kızının gelinliğidir.
Hastasının ilacıdır.
Banka borcunun güvencesi.
Canıdır, canı...
Kurda kuşa vermeyeceksin.
Sele sepete kaptırmayacaksın.
Akşam dönünce köye sahibine sağ salim teslim edeceksin bir tamam.
Yüzün ak olacak.
Yorulacak, ama vicdanın rahat uyuyacaksın.
Sonbahar gelip hasat harman kalkmışsa, eşeğinde heybe, alnın açık, başın dik, uzatacaksın ölçeği her harmana...
Hak toplayacaksın, hak...
Bilir misin hak nedir?
Kışın soğuğunda, yazın kavurucu sıcağında, dağ bayır verdiğin emeğin, dudaklarında oluşan yalamanın, yarığın, yüzündeki kararmışlığın, kırışıklığın, bacaklarındaki yorgunluğun karşılığıdır.
Sana verirken kırmızı buğdayı ya da arpayı köylün, bir ölçek de benden der.
Neden mi?
Sen bilmezsin ama, söyleyeyim: "Anamın ak sütü gibi helal ediyorum verdiği bu hakkı sana... İyi baktın danama, düveme, tosunuma, ineğime... Kurda kuşa yem etmedin. Sele rüzgâra, hırsıza kaptırmadın. Bu yıl da umudumu boşa çıkarmadın. Hela-i hoş olsun." diyedir...
Bildin mi şimdi çobanlık neymiş, bok çobanı...?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder