"RAMAZAN"a Bak, Hizaya Gel! - Yeni Bin Yıl

Breaking

6 Haziran 2016 Pazartesi

"RAMAZAN"a Bak, Hizaya Gel!

Köken olarak, "sıcakta açlık ve yoksulluk acısı çekmek..." anlamında bir sözdür.
Ayrıca, hicri takvimin aylarından birisinin adıdır.
Bazılarına göreyse, Allah'ın adlarından birisidir.

Amacım, imana gelip vaaz etmek değil elbet.

Bu ay Müslüman dünyasında oruç tutulan bir ay olup bu tapınma yerine gelince büyük "sevap" kazanılacağına inanılmaktadır. Sevap sözcüğü de özünde, "bağışlanma birimi" olarak anlaşılabilir.
Kazanıldığında, öteki dünyada, cennetle ödüllendirilmenin bir tür "ön ödentisi/sigorta pirimi" yani...
Günahların cezasından kurtulmalık sağlıyor...
Neden oruç tutulmalıymış?
Öncelikle Allah'a bağlılığın, teslim olmuşluğun kanıtlanması gereğinden...
Ama asıl olarak da, varlıklıların, yoksulların açlık ve türlü yoksunluklarla çektikleri sıkıntıların ayırdına varmaları, onlarla varlıklarını paylaşma ve dayanışma düşünce ve duygularıyla donanmalarını kolaylaştırmak...

Aşağı yukarı bu tür yorumlamalar ve açıklamalar yüzyıllardır yapılır durur ya, biz de ezberlemişiz, şimdi de satıyoruz. 
Ama, bunu yapan kimileri yüzbinler kazanmaktayken, bize zırnık koklatılmaz. O da başka bir sorun...!

Neyse, asıl demem bunlar da değil elbet.

İslamiyet, ilk vahiyle doğdu sayarsak, 1406 yıldır bu inancı anlatmakta, açıklamakta...

Üstelik de, binlerce, şeyh, molla, müderris, hafız, imam, dede, hoca, Dr. Doç. Prof. ...vs. ile sıbyanından başlayıp  medreset-ül âlaya, imam-hatipinden ilahiyat fakültelerine, El Ezher'inden bilmem nesine, binlerce, milyonlarca anlatıcı, açıklayıcı ve eğitim öğretimciyle, külliye, vakıf, dernek ve okullarla süregelen ve sürüp giden onca çabayla...
Tüm öteki tapınma/ibadet türleri gibi sürekli yinelenmekte ve doğru ya da yanlış olabilir,  uygulanmakta...

Peki sonuç nedir?

Dün olduğu gibi bugün de, varlıklılar, yoksulları düşünecek ve onlarla paylaşıp dayanışacak bir bilince de, davranışa da, alışkanlığa da gelememişler.

Dünyanın en yoksul ülkeleri...
Dünyanın geri ülkeleri...
Dünyanın en cahil ülkeleri...
Dünyanın en kan dökücü ülkeleri...
Dünyanın en sorunlu ülkeleri...

İslam ülkeleri...

İslam Ülkelerinde gelir dağılımı dünyanın başka ülkelerine göre çok bozuk. Yoksulluk ve açlık sınırında yaşayanlar toplumların büyük çoğunluğunu oluşturmakta...

Bizim ülkemizde, öteki İslam ülkelerine göre daha gelişkin bir yaşam düzeyi olduğu düşünülmekteyse de, gelir dağılımının son istatistikleri korkunç...
Ulusal gelirin yaklaşık %54'ünü nüfusun %1'i paylaşmakta, ulusal gelirin %46'sını da nüfusün %99'u paylaşmakta(TÜİK, 2016)...

Yoksulluk sınırı altında yaşayanlarımızın oranının %30'larda olduğu yetkili ağızlardan açıklanmakta.
Yaklaşık 17 milyon insanın açlık sınırında olduğundan söz edilmekte.

Hemen her belediyenin, kentlerde kasabalarda iftar çadırları kurma modası da başlı başına bu savların kanıtı değil midir?

Öyleyse, Müslüman olduklarını söyleyen sözde dindarlığı kimselere bırakmayanlar, bunca oruç tutup inançlarını içtenlikle yerine getiriyorlarsa, bu sonuçlar neyin nesidir?

Üstelik şu soruları sormakta bize haktır, hatta sorumluluktur...

Kimler, zenginlik-yoksulluk ayrımı ortadan kalksın, eşit yaşam koşulları oluşsun, insanlığın yaşamı buna göre düzenlensin istemekte ve hem de yüzyıllardır kan ve can pahasına mücadele
vermektedir...?
Şimdi sıkı durun...!
Öyle kızıp celallenmeyin de...

Çoğunlukla Müslüman olduğunu söyleyenler değil...

Ya kimler?

Çoğu kendisini Müslüman saymayan, hatta dini inancı olmayanlar/ateistler.
Siyasal olarak kendilerini, devrimci, solcu, sosyalist, komünist olarak tanımlayanlar...

Şimdi biraz düşünün bakalım...

Niye böyle oluyor acaba?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Bottom Ad

Responsive Ads Here

Sayfalar