ADD NELERİ, NİÇİN, NASIL YAPMALI? - Yeni Bin Yıl

Breaking

26 Mayıs 2016 Perşembe

ADD NELERİ, NİÇİN, NASIL YAPMALI?

ADD'yi düzenli izleyen kimi arkadaşlar, çalışma, etkinlik, eylem, yönetim ve yönetici anlayışına ilişkin gözlem, saptama, değerlendirme ve eleştirilerini, düzenli olarak yazıyor ve ilgili kamuoyuyla da zaman zaman paylaşıyorlar.
Görüşlerinin büyük çoğunluğuna katılıyorum.
Çabalarını da kutluyorum.

ADD Olağan Genel Kurulu'nun Haziran Ayı içinde yapılacağını gözönüne alarak, bu arkadaşlara katkı olsun düşüncesiyle görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

ADD'nin yönetim, etkinlik ve eylem anlayışına yönelik eleştiriler yapılırken, "Masonlarca ele geçirildi.", "sivil toplumculuğa çekildi.", "ADD etkisizleştirildi", "ADD Emperyalizmin Dümen Suyuna Çekildi." saptamaları yapılmakta, bu durumdan kurtarılması beklentileri yansıtılmaktadır.

Bu eleştirilerin gereklilik ve geçerliliğini ölçümlemek için "ADD niçin kuruldu, ne yapmalı, nasıl yapmalı..?" sorularına gerçekçi yanıtlar verilmeli.

Bunun için de öncelikle, ADD'nin kuruluş bildirgesi, kurucuları ve ilk yıllarındaki etkinliklerine bakılmalı. 
ADD, ulusal bağımsızlığın, Cumhuriyetin, devrim ve ilkelerin, ortadan kaldırılması, aydınlanma ve çağdaş uygarlığı aşma sürecinin engellenmesi, durdurulması ve giderek geriye çekilmesi girişimlerine karşı bir ulusal/toplumsal direnme hattı/cephesi oluşturma, karşıdevrim girişimlerini etkisiz kılma, yeniden kurtuluş ve kuruluş hedeflerine yönelme aracı olarak kurulmuş ve yola çıkmış bir örgüttür...
Bu hedef için, yitirilen ulusal değerlerin yeterince ayırdında olmayan ulusun bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi, örgütlendirilmesi ve yitirilen kazanımların yerine koyulması, yeni atılımlara yönelmesi için eyleme geçirilmesi gerektiği ortaya konmuştur.

Ne yazık ki, ilk yıllar anlayışla karşılansa bile, sonraki yıllarda ADD, bugünde kimilerince yinelendiği gibi, bir "sivil toplum örgütü"ne devşirilmiştir.

Oysa, ADD bir siyasal düşüncenin/Kemalizmin örgütüdür. Çünkü, Ulusal Kurtuluş Savaşını yürüterek, bağımsızlığı ve yurt varlığını kazanan, yapılan devrimlerle mülkü ulusal devlete, dinsel kavimler topluluğunu ulusa, ümmeti yurttaşlığa, kişisel egemenliği ulusal egemenliğe ve cumhuriyete, kara cehaleti aydınlanmaya, hurafeciliği akıl ve düşünce özgürlüğüne, dogmacılığı bilimsel ve teknik düşünüşe taşıyan, çağdaş bir toplumsal yaşam biçiminin temellerini atan bir siyasal devrimin, Kemalist Devrimciliğin örgütüdür.

Bu niteliğiyle de, bir "sivil tolum örgütü" ya da işlevini tanımlamaya daha yakın olan "demokratik kitle örgütü" konumunu aşan bir işlev, içerik ve nitelik taşımaktadır.

Elbette, siyasal örgüt oluşu, siyasal parti gibi algılanmasını ve öyle işlevler yüklenmesini gerektirmez.

Ulusal Kurtuluşun, Cumhuriyete geçişin, Atatürk Devrim ve ilkelerinin yarattığı toplumsal değişimden öncelikle yararlanması gerekenler, bu sürecin oluşumuna kan ve can vermiş toplum kesimleridir. Onlar, yoksul köylü, yarı işçilerden oluşan emekçiler, küçük esnaf ve zanaatkârlar ile sivil-asker memurlardır. Bu sınıf ve kesimlerin öncü ve eşsiz devrimin sunduğu olanak, hak ve özgürlüklerden en çok yararlanmaları beklenirken, genç cumhuriyetin sunduğu olanaklarla hızla palazlanan ve Mustafa Kemal sonrası devrim önderlerinin yön kaybından da yararlanan işbirlikçi sermayeciler, ağalar, dinci/gericilerden oluşan sınıflar, cumhuriyet iktidarını elegeçirmiştir. Başlattıkları karşı devrim ve yeniden sömürgeleşme sürecinin, 70 yıla yaklaşan bu yıkım sürecinden en çok zarar görenler de doğal olarak, bu alçakça sömürüye yeniden düşürülen ve yoksulluğa yeniden tutsak edilen toplum sınıf ve kesimleri olmuştur.

ADD, öncelikle bu sınıf ve kesimlerin sorunlarına duyarlı, o sorunlara eşitlik ve özgürlük temelinde çözüm üreten ve öneren bir siyasal anlayışın öncülüğünü ve sözcülüğünü üstlenmek durumundaydı. Bu siyasal anlayışın plan, program ve eylem biçimlerini saptama, tanımlama ve siyasal mücadeleye taşıma örgütü olmak zorundaydı.

Bu anlayışta bir ADD, doğal olarak da, o toplumsal sınıf, kesim ve katmanların örgütleri, kitleleriyle ilişki, iletişim, etkileşim ve dayanışma aramak ve sağlamak durumundaydı.

Bugün, "ADD yapmalı" denilen etkinlik ve eylemler de o örgütlerin birlik ve dayanışmacığı, ADD'nin de siyasal düşünce öncülüğü temelinde gerçekleşiyor olmalıydı.

ADD bu işlevi yerine getirebildiğinde, karşı devrim ve sömürgeleşme sürecinden zarar gören sınıf ve kitle örgütleri, siyasal partiler, ülkemizin gerçek ve yaşamsal sorunlarına dayalı bir siyasal iklimin oluşmasına da değerli bir öncülük, düzenleyicilik sunmuş olabilirdi.

O zaman kendisini ulusalcı, bağımsızlıkçı, cumhuriyetçi, eşitlik ve özgürlükçü sayan siyasal partiler de ülkemizde bu toplumsal kesimlerin desteğini alabilir, siyasal mücadele yaşamının belirleyicileri olabilirlerdi.

ADD bu işlevini yapabilmekten uzak tutulmuş, bugün de bir "evcilik" aracına dönüştürülmüştür.

Bu saptamalar gözönüne alınırsa, ADD'nin kendisini gözden geçirmesi, varlık gerekçelerine, çıkış yönüne döndürülmesi gerektiği açıktır.

Bu nedenle de, yeni bir yönetim ve yönetici anlayışının bu genel kuruldan çıkarılması başarılmalıdır.

Bizim yönetsel sorumluluk taşıdığımız bir dönem(2010/2012) bu "yön düzeltisi"ne yeterli olmadığı gibi, özel önlemlerle engellendiğimiz kanısını, o zaman olduğu gibi, şimdi de taşımaktayım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Bottom Ad

Responsive Ads Here

Sayfalar