Yarın yine alanlarda olacağız.
Çünkü emekçiyiz.
Üreten ve yaratanız...
Emekli bir emekçi de olsak, özümüz, yaşam biçimimiz emekçilik.
Kutlu olsun!
Tüm yurt ve dünya emekçilerinin eşit ve özgürlük özlemlerine ulaşma yolunda yeni bir bilinç ve eylemlilik sürecinin verimli bir aşaması olsun!
Bu yazıda 1 Mayıs'ın tarihsel, toplumsal, siyasal, yönetsel, sınıfsal ve sendikal boyutlarına ilişkin uzun bir söylev çekme düşüncesinde değilim.
"Tüm dünyanın işçileri birleşin." çağrısını yüzyıl öncesinden yaptıran ulusal, sınıfsal, toplumsal, siyasal, yönetsel nedenler ezberlendi artık. Kanla yazıldı duvarlara, yollara, alanlara...
Yıllardır, sayfalarca, dergilerce, kitaplarca... yazılıp söylendi.
Ülkemizin emekçileri de, yarın alanlara çıkacaklar.
Evlerinden, işyerlerinden, yollara düzülüp yürüyecek, alanları dolduracaklar.
Sorunlarını, çözümlerini, beklentilerini, kaygılarını, öfkelerini, umutlarını haykıracaklar.
Daha güzel bir yaşamın çağrılarını yapacak, yayacaklar.
Ama hep yapıldığı ve olması gerektiği gibi, "birlik ve dayanışma" gereksinimini seslendirecekler.
Böyle olmalı elbet.
Çünkü, emekçilerin tarihimizin en ağır sömürüsünün yaşandığı, hak ve özgürlüklerin ya aşındırıldığı ya da ortadan kaldırıldığı, yaşam hakkının kullanılmasının bile iktidarın keyfine bağlı olduğu, işbirlikçi-dinci-faşizan bir sermaye diktatörlüğünün adım adım örüldüğü bir dönem yaşanmakta, bunun Anayasal-yasal-yönetsel çerçevesi çizilmekteyken, ülkemizde yaşananlara duyarsız kalamayacak olanların başında, doğal olarak, emekçiler gelmektedir.
İşte tam da bu koşullarda, bugün edindiğim bir bilgi, ülkemizin emekçileri adına, büyük bir düş kırıklığı yaratacak kadar akıl almazlık taşıyor.
Ankara'da Kurtuluş Parkında 1 Mayısı kutlamaya hazırlanan, DİSK, KESK, TMMOB, TTB, TÜRKİŞ ve CHP'nin oluşturduğu birliktelik yürütmesi, polis aracılığıyla, dikkatiniz çekerim, POLİS ARACILIĞIYLA, BİRLEŞİK KAMU-İŞ'e bağlı EĞİTİM-İŞ Sendikasına haber gönderiyor:
"Söyleyin EĞİTİM-İŞ yöneticilerine, bizim ne toplanma alanımıza, ne yürüyüş kolumuza, ne de Kurtuluş Parkı'ndaki toplantımıza katılmayı akıllarından çıkarsınlar. Sakın ola böyle bir girişimde bulunmasınlar. Onları aramızda istemiyoruz. Böyle bir girişimde bulunurlarsa, saldırıya uğrarlar."
İnanabiliyor musunuz? "Saldırıya uğrarlar..."
İnanmalısınız. Çünkü, bazılarınızın da anımsayabileceği gibi, üç yıl önce, Ankara'da, yine bir 1 Mayıs Kutlamasına katılmak isteyen EĞİTİM-İŞlilere yürüyüş koluna girdiklerinde saldırmışlar, aralarında kadın öğretmenlerin de bulunduğu, çok sayıda öğretmeni yaralamışlardı.
Çatışmayı polis durdurabilmişti.
Şimdi kimi soruları sıralamak ve aklı bilinci yerinde olanlardan da yanıt beklemek her devrimcinin ve her emekçinin haklı beklentisidir:
1. DİSK, KESK, TMMOB, TTB, TÜRK-İŞ ve CHP'den oluşan bir birliktelik kime karşı oluşturulmuştur?
2. Emekçilere "birlik ve dayanışma" çağrısı, sermaye iktidarlarına, kapitalist ve emperyalist sömürü düzenlerine karşı bir savunma ve mücadele gücü oluşturma amacını gütmekteyse, eğitim emekçilerinin sendikalarından birisi olan EĞİTİM-İŞ'e bu düşmanca yaklaşım nasıl açıklanabilir?
3. Ülkemiz, tarihinin en işbirlikçi, dinci, gerici, faşist iktidarıyla tam bir diktatörlüğe sürüklenmekteyken, bu gidişten en çok zarar gören ve daha da ağırlarını göreceğini öngörmek gereken emekçilerin, yalnız kendi sınıflarının değil, öteki sınıf ve kesimlerin de birlikteliğini oluşturma, bu süreci durdurma gereksinimi büyük bir ivedilik kazanmışken, kendilerinin meslektaş ve sınıftaşı olan EĞİTİM-İŞ'e bu ayrımcı-dışlayıcı yaklaşım hangi sendikal ya da siyasal gerekçelerle açıklanabilir?
4. Bu "emek örgütleri"nin, kamu işverenine(İşbirlikçi-dinci-gerici-faşist bir iktidardır) karşı, emekçilerin yetkili temsilcisi olma hakkını, ırkçı, dinci, gerici-yandaş örgütlere kaptırıp emekçilerin güvenlerini ve dayanışmalarını yitirmelerine neden olduğu ortada olan bu anlayışlarıyla, laik, demokratik, sosyal hukuk devleti niteliklerini koruyarak, daha demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir düzene taşıma uğraşında olduklarına nasıl inanılabilir?
5. Irkçı, etnikçi, dinci, bölücü, işbirlikçi siyasal eksenlere yaslanarak, emekçi sınıfların birlik ve dayanışmasının sağlandığı, emek, eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin kazanılabildiği bir örnek dünya emek ve sosyal mücadeleler tarihinde görülmüş müdür?
6. Türkiye'nin kamu ya da özel alanlarda çalışan emekçileri, ne zaman, kendilerine, emeklerine ihanet içindeki örgütlenmelerin ayırdına varacak, gerçek mesleksel, sınıfsal ve siyasal hak ve özgürlük saflarında yerlerini alacaklar?
Düşünmeye değmez mi?
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın yurtta ve dünyada emekçilerin birlik ve dayanışma günü...!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder