Cumhuriyet Bilim ve Teknik İçin - Yeni Bin Yıl

Breaking

31 Aralık 2015 Perşembe

Cumhuriyet Bilim ve Teknik İçin

İnsanlık tarihinin milattan önce 50.000 civarında başladığı tahmin ediliyor. Homo sapiens’in

evrimi ise gezegenin üzerinde canlı yaşamının başlangıcını da hesaba katarsak 3 milyar

yıldan beri sürüyor. İnsan evrimine ilişkin ilk kayıtlar, 2002’de Çad’da bulunan fosillerden

bildiğimiz gibi 7 milyon yıl öncesine dayanıyor. Arkeologların homo ergaster dediği ilk

insan benzeri türler bundan 2 milyon yıl sonra ortaya çıktı. Bizim doğrudan atamız homo

sapiens’in evrimi milattan önce 130.000 yılına gidiyor.



Milattan önce 20.000’li yıllarda son buzul çağı geride kaldı, yepyeni bitkiler ve hayvan türleri

ortaya çıktı. Bu dönemden sonra insanlık tarihinde yeni sıçramalar gerçekleşti. MÖ 8.000

yıllarında gerçekleşen tarım devrimi ve 15 ile 16. yüzyıllarda Yeni Dünya’nın keşfi ile

Amerika kıtasının kolonizasyonu dönemlerinde olduğu gibi. Ama yine de, kökeni önce feodal

dinamiklere, sonra da 13. Yüzyıl boyunca gerçekleşen uzun ticaret dönemine giden sanayi devrimi başlayana kadar, insanlık tarihinin büyük bölümünde insanlar ancak geçimlik

koşullarda yaşadılar.



İnsanlık tarihin büyüme evreleri ve bu sürece tanıklık eden önemli icatlar aşağıdaki Şekilde

kısaca özetlenmekte. Şekil başlangıç tarihi olarak Anno Domini’yi ya da başka bir deyişle ‘0’

yılını alıyor. Ama bu tarihten önceki yıllar da insanlık tarihine ilişkin önemli dönüm noktaları

bakımından gösterilmiş bulunuyor. Uzun 13. Yüzyıl ticaret dönemi ve uzun 16. yüzyıl sanayi

öncesi birikim döneminin başını çektiği teknolojik yenilik dönemleri ve büyük devletlerin

oluşumu 1820’ler civarında ekonomik büyümede bir patlamaya neden oldu.


1820’yi izleyen yıllarda bizlere zenginlik ve çeşitlilik sunan bir tarih var. Ama bu

konjonktürde atlanmaması gereken önemli soru şudur: “Sanayi devrimi niçin Avrupa’da

gerçekleşti?” (özellikle de İngiltere’de); ve “Niçin 18. Yüzyılın sonlarında?”

Kolaycı bir yanıt, sanayi devrimi öncesinde teknoloji ve bilimsel bilginin olması gerektiği ve

bunların da o dönemde yalnızca Avrupa’da bulunduğu savı şeklindedir. Avrupa, 16. yüzyılda

başlayan Rönesansı izleyen dönemlerde önemli icatlarla büyük atılım yapmıştı. Charles van

Doren Rönesans’ın bir doğum tarihi varsa onun 20 Temmuz 1304 olduğunu söylüyor; yani, ömrünü klasik uygarlıkların canlandırılmasına ve çevirisine adamış Francesko Petrarch’ın doğum tarihi. Petrarch’ın çabaları, bir dizi öykü ve felsefi deneme içeren Decameron’un yazarı Giovanni Boccaccio ile karşılaşmasıyla doruğuna ulaşmış ve birlikte bilimsel araştırma ve bilimsel yöntemi temellendirmişlerdi.



Yine de, bu Avrupa merkezli “bilimsel bilgi sanayi devrimine yol açtı” şeklindeki savın ciddi açıkları bulunmaktadır. Birincisi, niye daha erken bir zamanda, Yunan uygarlığında ya da Roma İmparatorluğunun zirve yaptığı dönemde değil de 18. Yüzyılın sonunda gerçekleşti?

İkincisi, bu sav, Çin’in bilim ve teknoloji alanında açık ara önde olduğu 4. ya da 5. Yüzyılda

niçin bir sanayi devrimine tanık olmadığımız konusunda bütünüyle sessiz kalıyor. Çin’liler

Avrupa’dan 1000 yıl önce kağıdı icat etmişti. Çin’li çiftçiler karmaşık tarım aletleri

kullanıyor, gemileri gelişmiş hidrolik enerji tekniklerinden yararlanarak nehirlerde

yüzüyordu. Ortaçağ Avrupa’sındaki cesur şövalyelerin rüyalarını süsleyen üzengi, veya

gübre, veterinerlik ilaçları ve çeşitli bitkiler Çin’de MÖ. 250’den beri kullanılıyordu.



Araplar da ilk bin yıl civarında bilimde ve bilgide önde gidiyordu. İleride oldukları alanlar

cebir (bu sözcük Arapça el-cebr’den gelir ve Harezmi’nin MS 825’de yazdığı kitabın adında

bulunur) ve astronomi idi. Babil’liler ‘0’ı MÖ 350 gibi erken bir tarihte icat etmişler ve onluk

sayı düzenine giden yolu açmışlardı. Ama 1187 civarında, Selahattin’in yönetiminin en

yüksek zamanında, yani üçüncü haçlı seferinin yenilgiye uğratılıp Kudüs’ün tekrar

alınmasından sonra İslami toplumların bilgi önderliği ansızın durmuştur. Çinlilerin bilimsel

gelişimi de 1400’e kadar hızını kaybetmişti, Avrupa’daysa bilimsel araştırma ve akılcı bir

düşünce sistemi için çoğulcu bir ortam oluşmaya başlıyordu.



Çin’de 1400 yıllarında, İslami toplumlarda 1187’den sonra olmayıp da Avrupa’da olan şey

neydi? Kanımca sorunun tek ve açık bir yanıtı var:

Akılcı düşüncenin bağımsızlığının yerleşmiş olması, bilimsel kuşkuya uygun hareket etmek,

bilimsel araştırmada kılavuz olarak bilimsel yöntem dışında hiçbir şeyi kabul etmemek.

Gazetemizin 1501 sayılık eki Cumhuriyet Bilim ve Teknik, Mustafa Kemal’in “Ben manevi

miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim

manevi mirasım bilim ve akıldır...” sözlerini anımsatırken bu gerçeğin altını çizmekteydi.



CBT’yi yeniden yayında görmeyi diliyoruz...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Bottom Ad

Responsive Ads Here

Sayfalar